Sinir Sistemi Cerrahisi Dergisi: 5 (1)
Volume: 5  Issue: 1 - 2015
Hide Abstracts | << Back
RETROSPECTIVE STUDY
1.Endoscopic Endonasal Transsphenoidal Surgery: A Retrospective Evaluation of 100 Cases
Murat Kiraz, Ömür Günaldı, Osman Tanrıverdi, Hakan Kına, Zahide Mine Yazıcı, Meral Mert, Mutlu Niyazoğlu, Bekir Tuğcu
doi: 10.5222/sscd.2015.001  Pages 1 - 7
Giriş: Endoskopik endonazal transsfenoidal cerrahi, başta hipofiz adenomları olmak üzere sellar ve parasellar bölgenin diğer tümörleri, rinore cerrahisi ve optik sinir cerrahisi gibi pek çok durumda kullanılmaktadır. Bu çalışmada, kliniğimizde endoskopik endonazal cerrahi uygulanan 100 hastanın sonuçları değerlendirilmiştir.
Hastalar ve yöntem: Hastaların 53’ü kadın (%53), 47’si erkek (%47) olup yaş ortalaması 46.8 (15-77) idi. Toplam 100 hastanın patoloji sonucu en sık 59’u sekretuvar hipofiz adenomu 28’i non-fonksiyonel adenom olarak tespit edildi. Ayrıca 5 hasta menengiom, 3 hasta kraniofarengiom, 1 hasta kordoma, 1 hasta nöroendokrin tümör, 1 hasta germinom, 1 hasta rathe kleft kisti, 1 hasta ossifiye fibrom tanısı almıştır. 12 hastada epistaksis, 11 hastada diabetes insipitus, 15 hastada ise bos sızıntısı görülmüş, majör vasküler yaralanma olmamıştır. 2 hastada menenjit gelişmiştir.
Tartışma: Transsfenoidal cerrahilerde BOS fistülü görülme oranı %0.5-15, epistaksis % 0.6, geçici DI oranı %11.99, kalıcı DI oranı ise %3.41olarak bildirilmiştir. Remisyon ve total rezeksiyon oranları % 60-80 arasında bildirilmiştir.
Sonuç: Serimizde epistaksis, oranı literatüre göre yüksek bulunmuştur. Geçici Dİ oranı, remisyon ve total rezeksiyon oranı literatürle uyumlu bulunmuş, kalıcı DI oranı ise düşük bulunmuştur. Serimizde majör vasküler yaralanma olmamıştır. 2 hasta menenjit ve komplikasyonları nedeniyle kaybedilmiştir.
Anahtar kelimeler: Hipofiz adenomu, endoskopik cerrahi, sellar, tümör
Objective: Endoscopic endonasal and transsphenoidal surgery have been commonly used primarily for pituitary
adenomas, and also other tumors of sellar and parasellar regions and rhinorrhea, and optic nerve surgeries.
In the present study, we evaluated results of 100 patients who underwent endoscopic endonasal surgery in our
clinic.
Material and Methods: Fifty- three female (53%) and 47 male (47%) patients with a median age of 46.8 (15-77)
years were included in the study. The most frequently detected pathologies were secretory pituatory adenoma in
59, and non-functional adenoma pituitary adenoma in 28 patients. Other established diagnoses were meningioma
(n= 5), craniopharyngioma (n=3), chordoma (n=1), neuroendocrine tumor (n=1), germinoma (n=1), Rathke cleft
cyst (n=1), and ossified fibroma (n=1). Epistaxis (n=12), diabetes insipidus (n= 11), CSF leak ( n= 15) in respective
number of patients. Major vascular injuries did not occur. Two patients developed menengitis.
Discussion: After transsphenoidal surgeries CSF fistula (0.5-15%), epistaxis (0.6%), transient DI (11.99 %),and
persistent DI (3.41%) have been reported in indicated percentages. While remission and resection rates have
been reported as 60-80% in the literature.
Conclusion: In our series, rate of epistaxis was found to be higher than those reported in literature. Transient
diabetes insipidus (DI), remission and resection rates were in accordance with the literature findings, while incidence
of persistent diabetes was relatively lower. There was no major vascular injury in our series. Two patients
died because of meningitis and its complications.

2.Evaluation of Efficacy of Percutanous Laser Disk Decompression and Percutanous Hydrodyscectomy in Patients with Lumbar Disc Protrusion and Bulging
Abdulkadir Yektaş
doi: 10.5222/sscd.2015.008  Pages 8 - 18
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada faklı iki yöntem olan PLDD ve PH nin etkinlikleri ve birbirlerine üstünlükleri olup olmadığını karşılaştırmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Grup L (n=20) (PLDD) ve Grup S (n=20) (PH) de farklı yöntemlerle yapılan nükleotomilerin hastaların işlem sonrası 1. Saat, 12 ve 24. Ay VAS değerleri üzerine etkisi ve yöntemler arasında farklılık olup olmadığı karşılaştırıldı. Her iki grupta ki 24. Ay Odom kıriterleri karşılaştırıldı.
BULGULAR: Gruplar arasındaki tek farklılık Grup S de işlem sonrası 1. Saat bel VAS değerlerinin Grup L den istatistiksel olarak anlamlı yüksek oluşuydu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Her iki grup nükleotominin etkinliği açısından karşılaştırılabilirdir.
Objective: In this study we aimed to compare the efficacy of two different methods (PLDD and
PH) and whether one is superior to the other.
Material and Method: Nucleotomies were performed using different methods in Group L (n=20)
(PLDD) and Group S (n=20) (PH), and the impact of nucleotomies on VAS scores measured at
postprocedural 1., 12., and 24. months, and the differences (if any) between methods used were
investigated. Odom criteria of both groups were compared at postprocedural 24. months.
Results: The only difference between the two groups, was that lumbar VAS scores at postprocedural
1. hour were statistically significantly higher in Group S when compared with those of Group L.
Conclusion: Both groups were comparable in terms of effectiveness of nucleotomy.

3.Microdiscectomy and Intervertebral Disc Replacement for Herniation Involving Fifth and Sixth Cervical Vertebras: Our Experience with 53 Patients
İnan Gezgin, Can Hakan Yıldırım, İdiris Altun, Eser Berkyürek, Abidin Murat Geyik, Kadir Yıldırım, Miktat Kaya
doi: 10.5222/sscd.2015.019  Pages 19 - 25
Amaç: C5-6 servikal disk hernili hastalarda anterior mikrocerrahi ve yapay disk protezi yerleştirme işleminin klinik sonuçlarını sunmak.
Metot: Bu çalışma şubat 2010 ve şubat 2013 tarihleri arasında 3 kuruluşun nöroşirürji bölümlerinde ameliyat edilen 53 hastanın (23 kadın, 30 erkek; ortalama yaş: 40.6±4.4) izlenimi esnasında toplanan verilere dayanmaktadır. Ağrı ve boyun kısıtlılığı ameliyat öncesi, ameliyat sonrası 6., 12. ve 24. aylarda VAS ve NDI skorları yardımıyla değerlendirildi. İzleme peryodu döneminde VAS ve NDI deki değişiklikler karşılaştırıldı.
Bulgular: VAS ve NDI değerleri ameliyat sonrası 6., 12. ve 24. aylarda önemli ölçüde iyileşti. Ayrıca 12. ve 24. aylardaki VAS ve NDI değerleri 6 aylık izleme göre daha iyiydi (p=0,021 ve p=0,006 VAS için; p<0,001 NDI için). bu arada 12. ve 24. aylardaki VAS ve NDI değerleri arasında fark gözlenmedi.
Sonuç: C5-6 düzeyindeki disk herniasyonlu hastalarda boyun kısıtlılığının ve ağrının azalmasında mikrocerrahi ve servikal disk protezi yerleştirme işleminin güvenilir ve etkili bir yol olduğunu öne sürüyoruz. Daha doğru bir şekilde, işlemin etkinliğini ve güvenirliğini belgelemek için daha geniş serilerde uzun dönem ve kontrollü izlemler gerekmektedir.
Objective: To present our clinical outcomes with anterior approach microdiscectomy and artificial disc replacement
in patients with C5-6 disc hernias.
Material and Methods: This cohort study is based on data collected during follow-up of a total of 53 patients
(23 women, 30 men; mean age: 40.6±4.4 years) operated in the neurosurgery departments of 3 institutions
between February 2010 and February 2013. Pain and neck disability were evaluated preoperatively and at postoperative
6th, 12th and 24th months by means of visual analogue scale (VAS) and neck disability index (NDI),
respectively. Alterations in VAS and NDI scores were compared during the follow-up period.
Results: Scores in VAS and NDI were improved significantly at postoperative 6th, 12th and 24th months
(p<0.001 for all). Furthermore, VAS and NDI scores at 12th and 24th months were better than those at 6th
month (p=0.021 and p=0.006 for VAS; p<0.001 for NDI). However, no differences were observed between VAS
(p=0.192) and NDI scores (p=0.258) at postoperative 12th and 24th months.
Conclusion: We suggest that microdiscectomy and implantation of the artificial cervical disc prosthesis is a safe
and effective procedure for reduction of pain and improvement of neck disability in patients with disc herniation
at the level of C5-C6. Long- term follow-up in larger series and controlled trials are required for documentation
of the safety and efficacy of the procedure more accurately.

CASE REPORT
4.Rheumatoid Arthritis Presenting with Low Back and Leg Pain: An Uncommon Case
İdiris Altun, Kasım Zafer Yüksel
doi: 10.5222/sscd.2015.026  Pages 26 - 29
Çok sık görülmekte olan bel ağrıları çok sayıda ve heterojen dağılım gösteren hastalıkların bir göstergesi olabilir. Kronik bel ağrısının %90-95’i mekanik nedenlerle olup en fazla nedeni dejeneratif disk patolojileri ve faset eklem sorunlarıdır. Bel ağrısının mekanik olmayan nedenleri %5-10 olup bunlar; neoplastik primer ya da metastatik sorunlar, enfeksiyon, fibromiyalji, somatoform bozukluklar, inflamatuar artritler, paget hastalığı, scheuermann kifozudur. RA’lı hastalarda bel ağrısının 33-40 % oranında görüldüğü ancak bu bel ağrısının RA nın belirtisinden ziyade enflamasyon, hastalık alevlenmesi, yetersiz ve etkisiz ilaç kullanımına bağlı olarak geliştiği bildirilmiştir. Biz bu olgu sunumunda ilk başvuru şikayeti olarak bel ve bacak ağrısı olan ve ek başka bir şikayeti olmayan, RA tanısı konulan olgumuzu sunduk.
Hastalarda her zaman klinik olarak gözlenen RA belirtilerinin mevcut olmayabileceği ve RA’in ilk belirtilerinin bel ve bacak ağrısı olabileceği akılda tutulmalıdır.
Low back is a very frequently seen disease which can be an indicator of many diseases with heterogenous
distribution. Mechanical causes are responsible for 90%-95% of cases with chronic low
back pain and the most common reasons are degenerative disc pathologies and facet joint problems.
The 5%-10% of non-mechanical causes of low back pain include neoplastic primary or metastatic
problems, infection, fibromyalgia, somatoform disorders, inflammatory arthritis, Paget’s disease
and Scheuermann kyphosis. In rheumatoid arthritis patients, low back pain has been reported at the
rate of 33-40%, but this low back pain has been reported not as a symptom of RA but as a development
associated with inflammation, flare-up of disease, or the use of insufficient or ineffective
drugs. Herein, we have reported a patient who presented with complaints of low back and leg pain
without any additional complaint and diagnosed as rheumatoid arthritis.
Patients may not always present with clinical symptoms of RA and it should be kept in mind that
the first symptoms of RA can be low back and leg pain.

5.A Rare Cause of Chest Pain Mimicking Coronary Artery Disease
İnan Gezgin, Can Hakan Yıldırım, İdiris Altun, Metin Çağdaş, İbrahim Rencüzoğlu, İnanç Artaç, Miktat Kaya
doi: 10.5222/sscd.2015.030  Pages 30 - 35
Gögüs ağrılarının % 6 sını acil durumlar oluşturur.
Chest pain accounts for 6% of emergency room presentations (1). Differential diagnosis of chest pain
ranges from benign pain arising from musculoskeletal system to the malignant reasons that may be
fatal unless diagnosed and treated promptly such as myocardial infarction and aortic dissection. It
is difficult to exclude cardiovascular causes of chest pain in the patients with atherosclerotic risk
factors even chest pain is atypical, and coronary angiography may become obligatory to exclude
myocardial ischemia. Herein, we present seven patients, who presented to the cardiology clinic of
our hospital with chest pain, in whom coronary angiography has become obligatory for the exclusion
of myocardial ischemia, and of whom further examinations after exclusion of myocardial
ischemia revealed thoracic schwannoma

6.Cauda Equina Syndrome Following Percutaneous Vertebroplasty
Numan Karaarslan, Hüseyin Kutluay, Tezcan Çalışkan, Tamer Tunçkale, Erdoğan Ayan, Abdullah Talha Şimşek
doi: 10.5222/sscd.2015.036  Pages 36 - 40
AMAÇ: Perkütan vertebroplasti, vertebral kompresyon fraktürlerine eşlik eden ağrının tedavisinde kullanılan, etkin minimal invaziv bir yöntemdir. Bu çalışmada, perkütan vertebroplasti sonrası Kauda Equina sendromu gelişen bir olgu sunulmuştur.
OLGU: Yetmiş iki yaşında bayan hasta polikliniğimize yaygın bel ağrısı şikayeti ile başvurdu. Hastanın özgeçmişinde yaklaşık 2 yıl önce lomber spinal stenoz nedeniyle opere olduğu öğrenildi. Hastanın lomber spinal MRG ve BT tetkiklerinde, L1 osteoporotik kompresyon fraktürü saptanarak perkütan vertebroplasti yapıldı. Operasyon sonrası kauda equine sendromu saptanan hastanın yapılan lomber spinal BT tetkikinde Polimetilmetakrilat’ın(PMMA) anterior epidural mesafeye sızdığı görüldü. Hasta operasyona alınarak L1 total laminektomi yapıldı.

SONUÇ: Perkütan vertebroplasti, osteoporotik vertebral kompresyon fraktürlerinde etkin bir tedavi yöntemidir. PVP uygulanan hastalarda, PMM sızıntısı sık karşılaşılan bir durum olmasına ragmen genellikle klinik bulguya sebep olmadığından önemsenmemektedir. Fakat bu olguda göstermektedir ki, PVP sonrasında gelişen nörolojik defisitlerde, mutlaka erken görüntüleme tetkiki yapılıp uygun olmayan PMMA sızıntısı tespit edilmeli ve gerekli durumunlarda hastaya erken cerrahi müdahale yapılmalıdır.
Aim: Percutaneous vertebroplasty is an effective minimally invasive procedure used in the treatment
of pain associated with compression fractures. In this study, a patient with Cauda Equina
syndrome developed following percutaneous vertebroplasty procedure is presented.
Case: A seventy-two-year-old female patient was admitted to our clinic with widespread lower
back pain. The medical history revealed that she had been operated for lumbar spinal stenosis
nearly 2 years ago. Lumbar spinal MRI and CT examinations of the patient showed osteoporotic
compression fracture on L1, then percutaneous vertebroplasty operation was performed. The postoperative
lumbar spinal computed tomography of the patient displayed Cauda Equina syndrome
which was demonstrated with polymethylmethacrylate (PMMA) leakage into the anterior epidural
space. She underwent L1 total laminectomy.
Conclusion: Percutaneous vertebroplasty is an effective treatment procedure in osteoporotic compression
fractures. Although PMM leak is a common occurrence following PVP, this condition is
generally ignored for it rarely manifests clinical signs. But the above mentioned case suggests that
early imaging should be performed and demonstration of PMMA leakage or presence of neurologic
deficits following PVP indicate early surgical intervention.

7.Intradural Disc Herniation Presenting with Acute Onset Bilateral Isolated Foot Drop
Bülent Güçlü, Mehmet Tiryaki, Erdal Gür, Deniz Gülabi
doi: 10.5222/sscd.2015.041  Pages 41 - 45
İntradural disk herniasyonu en sık olarak lumbar omurgada oluşan nadir bir durumdur. Genellikle intraoperatif olarak tanı konur. İntradural disk herniasyonu nedeni ile ani gelişen ve kauda ekuina sendromu bulguları eşlik etmeyen bilateral izole düşük ayak çok nadirdir.Biz kauda ekuina sendromu bulguları eşlik etmeyen ani gelişen bilateral düşük ayak ile gelen 41 yaşında bir erkek vakayı sunuyoruz. Hastaya daha önce çok seviyeli intervertebral disk hastalığı tanısı konmuş ve konservatif olarak takip ediliyormuş. Hasta acil servise ani gelişen bilateral düşük ayak sikayeti ile başvurdu. Lomber MRG incelemesinde çok seviyeli intervertebral disk ve L2-L3 seviyesinde ekstrude disk fragmanı tesbit edildi. L2 ve L3 laminektomi yapıldı ve sert bir intradural kitle palpe edildi. Dura açıldığında anterior durada küçük bir yırtıkla birlikte intervertebral disk parçası bulundu.
Parça çıkarıldı ve yırtık dikildi. Hastanın durumu cerrahiden sonra düzeldi. İntradural disk herniasyonları kauda ekuina sendromu bulguları eşlik etmeyen ani gelişen bilateral düşük ayak hastalığının ayırıcı tanısında akılda tutulmalıdır.
Intradural disc herniation is a rare entity that occurs most frequently in the lumbar spine. Most often it is diagnosed intraoperatively. Acute onset of bilateral foot drop due to intradural disc herniation without any sign of the cauda equina syndrome is also extremely rare. We described a case of a 41-year-old male who presented to us with acute onset bilateral foot drop without any sign of the cauda equina syndrome. He had previously been diagnosed as having multiple- level intervertebral herniations and managed conservatively. He was admitted to the emergency room with acute onset bilateral foot drop. Lumbar MRI revealed multiple-level disc herniations and extruded disc fragment at L2-L3 level. L2 and L3 laminectomies were performed and a hard intradural mass was palpable. On opening the dura a fragment of intervertebral disc was found with a small defect in the anterior dura.
The fragment was removed and the dura was sutured. The patient recovered well from the surgery. Intradural disc herniation must be considered in the differential diagnosis of acute onset bilateral foot drop without any sign of the cauda equina syndrome

8.A Rare Cause of Epileptic Seizures: Fahr Disease
Utku Adilay, Bülent Güçlü
doi: 10.5222/sscd.2015.046  Pages 46 - 49
Fahr hastalığı; bazal ganglionlar, talamus, sentrum semiovale ve serebellumda görülen bilateral, simetrik kalsiyum birikimleri ile karekterize nadir görülen bir durumdur. Etyolojide sıklıkla idiyopatik nedenler rol oynarken, sekonder nedenlerin önemli bir kısmını kalsiyum metabolizmasına ait bozukluklar oluşturmaktadır. Klinik bulgular arasında parkinsonizm, koreatatöz, distoni gibi ekstrapiramidal sistem bozukluklarının yanısıra daha az sıklıkta epileptik nöbetler, demans, duygu durum bozuklukları da görülebilmektedir. Fahr hastalığının tanısında en faydalı görüntüleme yöntemi bilgisayarlı beyin tomografi incelemesidir. Bazı olgular acil servislerde subaraknoid kanama kliniği ile karışabilmektedir. Bu yazıda nöbet geçirme kliniği ile acil servise getirilen ve Fahr hastalığı tanısı konulan 65 yaşındaki bayan hasta klinik, radyolojik ve endokrinolojik yönleriyle sunulmaktadır.
Fahr’s disease is a rare neurological disorder characterized by bilateral symmetrical aggregation
of calcium deposits in basal ganglia, thalamus, centrum semiovale and cerebellar dentate nucleus.
Although idiopathic causes frequently play an important role in the underlying etiology of Fahr’s
disease. Disorders of calcium metabolism are important secondary of Fahr’s disease. Common clinical
findings of the disease are related to extrapyramidal system disorders such as parkinsonism,
choreoathetosis, and dystonia whereas epileptic seizures, dementia and mood change disorders
are also seen less frequently. Cerebral computed tomography is the best useful diagnostic method.
Some cases can be also confused with clinical manifestations of subarachnoid hemorrhage on admission
to emergency services. In this report we present a 65 -year-old woman who was brought to
the to emergency clinic with seizure, and then diagnosed as having Fahr’s disease, with her clinically,
radiological and endocrinological features.

9.A Patient Presenting with Paraplegia Secondary to Cranial Gunshot Injury: A Case Report
İdiris Altun, Kasım Zafer Yüksel
doi: 10.5222/sscd.2015.050  Pages 50 - 58
Ateşli silahla kranial yaralanmalar (ASKY)kafa travmalarında önemli bir yere sahip olup, ciddi oranda mortalite ve morbitide ile seyretmektedir. Çeşitli çalışmalarda ölüm oranları %51-84 arasında bildirilmiş olup, vakaların çoğunun olay anında veya erken dönemde öldüğü bilinmektedir. Kurşunun parankimde yaptığı hasar, hemoraji, ödem, ventrikül içi kanama, herniasyon, hasarın bihemisferik olması, hastanın nörolojik ve genel durumu, Glaskow Koma Skalası (GKS) ve tedavi yaklaşımı en önemli faktörler olarak bildirilmiştir.
19 yaşında, evinde tek başına ateşli silahla başından yaralanmış halde bulunan erkek hastanın acil serviste yapılan ilk muayenesinde şuuru kapalı, GKS 9 ağrılı uyaranla üst ekstremite hareket mevcutken her iki alt eksremitede parapleji mevcuttu. BBT’sinde sağ parietooksipital bölgede kurşun giriş deliği, parankimde kemik parçaları ve hematom, sol parietooksipital bölgede kurşun çıkış deliği, hematom ve subaraknoid kanama (SAK) mevcuttu. Hastanın biyokimya değerleri normaldi. Kuagülopati ve kanama diatezi yoktu. Hastaya antiödem tedavisi ve geniş spektrumlu antibiyotik tedavisi başlanarak acil ameliyata alındı. Ameliyat sırasında nonfonksiyone nekroze beyin dokuları debride edildi, hematom boşaltıldı ve ulaşılabilen kemik parçaları çıkarıldı. Kraniektomi kemik sağ bacak yan kısma yerleştirildi. Kontrol BBT’sinde ödemin olmadığı,hematomun rezorbe olduğu görüldü.Paraplejisinin olması nedeniyle yapılan spinal manyetik rezonans görüntülemede (MRG) herhangi bir patolojik bulgu saptanmadı. Hastanın son kontrol nörolojik muayenesinde sol alt ekstremitede 4+/5 defisit dışında ek nörolojik defisiti yoktu.
ASKY ile ilgili birçok çalışma yapılmış olup parapleji ile gelen hasta nadir bildirilmiştir. ASKY mortalitesi ve morbitesi yüksek seyreden önemli bir nöroşirürji sorunudur. Bu hastalara yaklaşımla ilgili net bir bilgi yoktur. Hastalara olay yerinden başlayan uygun ve etkin yaklaşım sağlandığında, anında multidisipline şekilde müdahele edildiğinde mortalite ve morbitenin azalacağına düşünülmektedir.Parapleji ile gelen ASKY hastalarda spinal MRG görüntülemeninde yapılması gerektiğine inanmaktayız.
Cranial gunshot injuries (CGI) have an important place in head injuries and progress with significant rates of mortality and morbidity. Several studies have reported mortality rates of 51-84%, and most of the cases die at the time of the incident or short time after the event. The parenchymal damage, hemorrhage, edema, and intraventricular hemorrhage caused by the missile, hernia, bihemisphericality of the damage, neurological and general condition of the patient, Glasgow Coma Scale (GCS), and treatment approach have been reported as the most important factors.
A 19 year- old- man with cranial gunshot injuries was found alone at his home. The first physical examination findings of this unconscious male patient in the emergency department were as follows: GCS 9 pts, movement of upper extremity induced by painful stimuli, and paraplegic lower extremities. Computed tomographic (CT) scan showed bullet entry hole in the right parieto-occipital region, bone fragments and hematoma in the parenchyma, and in the left parieto-occipital region, bullet exit hole, hematoma and subarachnoidal hemorrhage (SAH). The patient had normal biochemistry values. There was no coagulopathy and bleeding diathesis. Anti-edematous and broad-spectrum antibiotic therapy were initiated, and emergency surgery was performed. Nonfunctioning necrotic brain tissue was debrided during surgery, hematoma was evacuated and accessible bone fragments were removed. Craniectomized was implanted in the lateral side of the right leg. Control CT showed disappearance of edema, and resorption of hematoma was observed.. paraplegia due to Spinal magnetic resonance imaging (MRI) performed with the indication of paraplegia did not reveal any pathology. The patient’s left lower extremity on final control neurologic examination any additional neurological deficit, excepting 4+/5 loss of muscle strength was not detected.
Many studies have been made on CGI, however rarely the patient with paraplegia have been reported secondary cranial gunshot injuries. CGI is an important neurosurgical problem with higher rates of mortality and morbidity. There is no clear-cut information about the management of these patients. We thought that if appropriate, and effective medical approach is implemented starting from the time of the incident, and multidisciplinary, and timely intervention is achieved, then mortality, and morbidity rates will decrease. We believe that spinal MR imaging needs to be done in CGI patients presenting with paraplegia

 
 

LookUs & Online Makale