Sinir Sistemi Cerrahisi Dergisi: 4 (4)
Cilt: 4  Sayı: 4 - 2014
Özetleri Gizle | << Geri
DERLEME
1.
Servikal Disk Artroplastisi: Geçmişim, Şimdi ve Gelecek
Cervical Disc Arthroplasty: An Overview of Past, Present and Future
Michael D Staudt, Neil Duggal
doi: 10.5222/sscd.2014.155  Sayfalar 155 - 168
Derlemenin amacı: Bu makale servikal artroplastinin gerekçesi, hasta seçimi, klinik sonuçları ve komplikasyon profiline ilişkin en güncel araştırmaları gözden geçirmektedir.
Güncel bulgular: Servikal disk replasmanı ve anterior füzyonu karşılaştıran prospektif randomize kontrollü çalışmaların güncel sonuçları eşdeğer güvenlilik veya üstün klinik sonuçlar elde edildiğini göstermiştir. In vivo kinematik çalışmalar disk replasmanı sonrasında komşu segment hastalığı oranlarında azalma olduğunu ileri sürmüştür. Giderek artan sayıda çalışma disk replasman tedavisinin komplikasyon profili ve ortaya çıkan kontrendikasyonları incelemektedir.
Servikal artroplasti hızlı gelişme ve iyileştirmelerden geçmekte olduğu için servikal artroplasti umut vadeden bir tekniktir. Komşu segment hastalığını
Purpose of review: The present article reviews the most recent research into the rationale, patient selection, clinical results and complication profile of cervical arthroplasty.
Recent findings: Recent results of prospective randomized control trials comparing cervical disc replacement and anterior fusion have demonstrated safety as well as equal or superior clinical results. In vivo kinematic studies have suggested decreased rates of adjacent segment disease following disc replacement. Increasingly, more studies are examining the complication profile and emerging contra-indications for cervical disc replacement.
Summary: Cervical arthroplasty is a promising technique in that is undergoing rapid refinement and development. Further long-term data is eagerly awaited before the role in prevention of adjacent segment disease can be proven.

ÖZGÜN KLINIK ARAŞTıRMA
2.
Deneysel Omurilik Yaralanmasında Gabapentin'in Nöroprotektif Etkinliğinin Değerlendirilmesi
Evaluation of Neuroprotective Efficacy of Gabapentin in Experimental Spinal Cord Injury
Gündüz Kadir İstan, Zübeyde Erbayraktar, Necati Gökmen, Alper Bağrıyanık, Müge Kıray, Serhat Reşat Erbayraktar
doi: 10.5222/sscd.2014.169  Sayfalar 169 - 184
Amaç: Deneysel omurilik yaralanması modelinde Gabapentin’in nöroprotektif etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır.
Yöntem: Normal motor aktiviteye sahip 24 adet Wistar albino dişi rat, dört gruba ayrıldı. 35 mg/kg Ketamin 5 mg/kg Ksilazin verilerek anestezi sağlandı. Birinci grup (sham, n=3)’a sadece laminektomi, ikinci grup (kontrol, n=7)’a laminektomi ve travma, üçüncü grup (ilaç, n=7)’a laminektomi ve travmadan 2 saat sonra Gabapentin (150 mg/kg, IV), dördüncü grup (ilaç, n=7)’a laminektomi ve Gabapentin (150 mg/kg, IV)’i takiben 5 dakika sonra travma uygulandı. Standart travma için, Yaşargil anevrizma klibi kullanıldı. Cerrahi sonrasında tüm gruplara 1., 10., 20. ve 30. günlerde nörodavranışsal testler uygulandı. Gruplardaki tüm ratlar 30. gün sonunda sakrifiye edildi, travma alanından alınan doku örnekleri Hematoksilen & Eosin, Tunel ve Kaspaz-3 ile boyanarak histolojik olarak değerlendirildi.
Bulgular: Nörodavranışsal testler ile histolojik değerlendirmelerin sonuçları karşılaştırıldığında, Gabapentin uygulanan gruplardaki iyileşmenin diğer gruplara göre anlamlı olarak etkin olduğu görüldü. Üçüncü grup ile dördüncü grup karşılaştırıldığında ise dördüncü gruptaki iyileşmenin anlamlı olarak daha etkin olduğu bulundu.
Sonuç: Spinal kord travması oluşturulan ratlarda Gabapentin uygulamasının, nörodavranışsal ve histopatolojik olarak iyileşmeyi arttırdığı saptanmıştır.
Objective: We aimed to investigate the neuroprotective efficacy of Gabapentin in experimental spinal cord injury.
Method: Twenty-four Wistar albino female rats with normal motor activity were studied in four groups. They were anesthesized with administring the combination of 35 mg/kg Ketamin and 5 mg/kg Ksilazin. Laminectomy alone was performed in the first group(sham, n=3) while laminectomy as well as induction of injury in the second group (control, n=7). In the third group (drug, n=7), Gabapentin (150 mg/kg, IV) was administered 2 hours after the the onset of injury. In the fourth group (drug, n=7), Gabapentin (150 mg/kg, IV) was used 5 minutes before the induction of injury. Spinal cord injury was performed by applying Yaşargil aneurysm clip. Neurobehavioral tests were done in all groups at days 1, 10, 20, and 30. All rats were sacrified at day 30 and tissue samples from the injury site were investigated histologically with the usage of Hematoxilen&Eosin and Anticaspase-3 dyes.
Results: Recovery in Gabapentin administered groups were significantly better when compared with the others according to the results of the neurobehavioral tests and histological evaluations. Also, results of the fourth group was significantly better than those of the third.
Conclusion: Administration of Gabapentin was found to improve neurobehavioral and histological recovery from spinal cord injury in rats.

OLGU SUNUMU
3.
Ampute hastada fantom uzuv ağrısına neden olan lomber disk herniasyonu: Olgu Sunumu
Lumbar Disc Herniaton causing phantom limb pain in the amputated patient: A Case Report
Necati Üçler, Adnan Yalçın Demirci, Bekir Akgün, Serdal Albayrak
doi: 10.5222/sscd.2014.185  Sayfalar 185 - 187
Fantom uzuv ağrısı ampute edilmiş hastalarda sık bir ağrıdır, ama fantom ağrısının sıklığı ve şiddeti zamanla azalmaktadır. Sürekli artan veya değişen fantom ağrısı ampute uzuvdan ziyade diğer patolojiler nedeni ile olabilmektedir Biz sol bacağında artan fantom ağrısı olan 70 yasında erkek hastayı sunduk. Muayenemizde ve radyolojik çalışmada L2-3 intervertebral seviyede sol santral disk herniasyonunu gösterdik. Mikrodiskektomi sonrası hastanın agrıları iyileşti. Biz ampute edilmiş uzuvu olan hastalarda yeni başlangıçlı ağrının nedeni olarak lomber disk patolojisinin olabileceğini ve bu hastaların ağrılarının ayırıcı tanısında önemli bir yer alması gerektiğini vurgulamak istedik.
Phantom limb pain is a common pain in the amputated patiens but there is a decrease in frequency and intensity of phantom pain by passage of time. Persistently increased or changed phantom pain may be caused other pathologies rather than amputated limb. We presented a 70-year-old man who was seen for worsening phantom pain in his left leg. Our examinatin and radiological studies showed left-central lumbar disc herniation at L2-3 intervertabral level. After microdiscectomy operation, his pain was relieved. We aimed to emphasize that lumbar disc pathologies may cause new onset pain in the patients with amputated limb and should importantly take a place at differential diagnosis of phantom pain in amputated patients.

4.
Siyatik Ağrısı gibi Yansıyan Torakal Spinal Meningiom
Thoracal Spinal Meningioma Manifesting as Sciatica-Like Pain
Ozan Ganiüsmen, Serdar Coşkun, Ali Samancıoğlu, Güven Çıtak, Aysun Kar
doi: 10.5222/sscd.2014.188  Sayfalar 188 - 191
Siyatik ağrısı terimi sıklıkla lomber spinal kanal ve pelvis hastalıklarını yansıtır.Spinal kord kompresyonu sıklıkla lezyon seviyesinin altında bel ve alt ekstrimite yansıyan ağrısına sebep olur.65 Yaşındaki erkek hasta 4 aylık sol taraflı siyatik ağrısı ile başvurdu.Nörolojik muayenede sol tarafta sol ayak sırtı ve yanına yansıyan siyatik ağrısı benzeri ağrı bulundu. Operasyon öncesi farklı sebeple çekilen göğüs bilgisayarlı tomografisinde beklenmedik patoloji saptandı. Hastada lomber radikülopati benzeri bulgu yapan spinal torakal meningiom saptadık.Meningiomun total eksizyonu ile sol bacaktaki ağrı geçti.Özellikle eş zamanlı lomber lezyonların varlığında yanlış lokalizasyon hatalı ve gecikmiş tanıya sebep olarak yönetim hatası ile sonuçlanabilir.
The term sciatica has often been associated with disorders of the lumbar spine and pelvis. Spinal cord compression occasionally causes pain that is referred to the lower back or lower extremities which is well below the level of the lesion. A 65-year-old man presented with a 4-month history of left-side dominant sciatica like pain. Neurological examination found sciatika like pain on the left, the posterolateral side of the calf and the dorsum of foot. An unexpected patology was found in the pre operative chest CT which was taken for a different reason. We demonstrated a patient with throcal spinal meningioma initial clinical symptoms similar to lumbar radiculopathy. Meningioma was totally excised and recovered postoperative pain in left leg. It is a false localizing presentation which may lead to missed or delayed diagnosis, resulting in the wrong plan of management, especially in the presence of concurrent lumbar lesions.

5.
Elastik Bandaj Uygulaması Sonucu Gelişen Düşük Ayak: Olgu Sunumu
Results of Elastic Bandage Applications Emerging Low Foot: case report
İdiris Altun, Ökkeş Bilal, Mustafa Sarı, Hamdi Çakmak
doi: 10.5222/sscd.2014.192  Sayfalar 192 - 194
Periferik sinirler yüzeyel seyretmeleri, genelde kemik ve eklemlerle komşu olmaları dar hacimli bir kanal içinde seyretmeleri nedeniyle kronik basıya maruz kalırlar ve tuzak noropatileri meydana gelir (1). Uzun süren ameliyatlar,uygunsuz ameliyat pozisyonu ve uygun sarılmayan elastik bandajların basısı sonu düşük ayak gelişebilir (6). Biz burada ameliyat sonrası düşük ayak gelişen bir olgumuzu sunduk. 54 yaşında bayan hasta başka bir bölümde yaklaşık 8 saat süren ameliyat olmuş. Hastaya ameliyat esnasında ve sonrasında antiemboli amaçlı elastik bandaj uygulanmış Ameliyat öncesinde herhangi bacak ağrısı, güçsüzlüğü şikayeti olmayan hastanın ameliyat sonrasında sağ ayağında güçsüzlüğü olmaya başlamış. Güçsüzlüğünde artması olan hastanın yapılan muayenesinde düşük ayak tespit edildi. Hastanın yapılan EMG sinde sağ peroneal sinir fibula başı seviyesinde total veya totale yakın nöropati tespit edildi. Ameliyat sonrası peroneal sinir nöropatisi çeşitli yayınlarda bildirilmiştir.(2,17 ). Tarkan ve ark. peroneal sinir tuzak nöropatisinin sıkı elastik bandaj uygulaması sonucu geliştiğini düşünmüşlerdir. Bizim olgumuzda hastaya sıkı şekilde elastik bandaj uygulanmıştır. Uzun süren ameliyat sonucu hasta aynı pozisyonda kalmıştır. Bu iki sebepten dolayı perfüzyonu bozulabileceği bunun sonucu nöropati gelişebileceği düşünülmüştür.Uzun süren ameliyatlarda uygunsuz ve sıkı şekilde elastik bandaj uygulamasına dikkat edilmesi gerektiği düşünmekteyiz. Ameliyat esnasında ve sonrasında elastik bandaj uygulaması yerine antiemboli çorabı kullanılabileceğini ve ameliyat esnasında hastanın pozisyonun iyi ayarlanması gerektiğini bası alanlarına dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Hastanın elastik bandaj uygulaması yerine antiemboli çorabı kullanılabileceğini ve ameliyat esnasında hastanın pozisyonun iyi ayarlanması gerektiğini bası alanlarına dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Peripheral nerves are watching superficial, often being neighbors with bone and joint maneuver in narrow channels due to the volume are exposed to chronic compression and entrapment neuropathies ocur. Long-time operation, improper operation position and the appropriate winding elastic bandage compression of the foot may develop low end. We offer our patients after surgery have a foot-drop. During and after surgery antiembol socks elastic bandage can be used instead of the practice and the patient's position during surgery should be fine-tuned bass think that attention should be paid to the area.

6.
Frontal Gemistositik Astrositom ve Kolloid Kist Birlikteliğinde Cerrahi Tedavi
Surgical Treatment In a Case of Concomittant Frontal Gemistocytic Astrocytoma and Colloid Cyst
Ali Genç, Çoruh Sümeyye Azman, Vedat Arsav
doi: 10.5222/sscd.2014.195  Sayfalar 195 - 200
Farklı histolojiye sahip birden fazla sayıda santral sinir sistemi (SSS) tümörünün aynı hastada saptanması nadir görülen bir durumdur. Aynı hastada kolloid kist ve glial tümör birlikteliği ise literatürde sadece iki vakada bildirilmiştir. Gemistositik tipte astrositomların kolloid kistle birlikteliği ise daha önce bildirilmemiştir. Biz bu bildiride aynı hastada birlikte saptanan bir frontal gemistositik astrositom ve kolloid kist olgusu ve cerrahi tedavisini sunuyoruz. 50 yaşında bir erkek hasta nöbet geçirme ve bulantının eşlik ettiği başağrısı şikayeti ile acile başvurdu ve radyolojik değerlendirme sonrasında sağ frontal lobda kontrastlanmayan ve düşük evreli glial tümörle uyumlu bir kitle ve buna eşlik eden 3. ventrikül yerleşimli bir kolloid kist saptandı. Hastada frontal tümöre bağlı ortahat kayması ve sağ ön boynuzda kapalı idi. Hasta her iki tümör konusunda bilgilendirilerek cerrahi planlandı. Sağ frontal kraniotomi ile tümörü eksize edildikten ve frozen patoloji sonucu düşük evreli tümör olarak bildirildikten sonra sağ lateral ventrikül frontal ön boynuzda oluşan doğal açıklıktan girilerek foramen Monro’ya ilerlendi ve 3. ventrikül yerleşimli kolloid kist başarıyla çıkarıldı. Ameliyat sonrasında bir komplikasyon olmadı ve tek cerrahi seansta her iki lezyon tamamen çıkarılmış oldu. Histopatolojik çalışmaların sonucu gemistostik tipte evre 2 Astrositom ve kolloid kist olarak rapor edildi. Hastanın nöbet şikayetleri ve başağrısı düzelme gösterdi.
More than one tumors in central nervous system(CNS) rarely contains different pathologies. In literature, colloid cyst and glial tumor coexisting in the same patient have been reported only in two cases. Also, there is no previous reports of concomittant existence of Gemistocytic astroctyoma and colloid cyst. Here, we report on a case of coexisting frontal gemistocytic astrocytoma and intraventricular colloid cyst and discuss the surgical treatment. An 50 year-old-man presented at our emergency room generalized epileptic seizures accompanying as recent history of throbbing headache and nausea. His radiological evaluation revealed a right frontal tumor with no contrast enhancement attributable to a glial tumor as well as colloid cyst inside the third ventricle. Frontal midline shift and a collapsed frontal horn of the right lateral ventricle were noted due the mass effect of the tumor. The patient was informed about both lesions and surgical treament was planned. Aright frontal craniotomy was performed and frontal tumor was removed. Frozen section study confirmed the low-grade glial tumor diagnosis and the surgical procedure was continued. Right ventricle was accessed through the natural openening which developed in the wall of the frontal horn during tumor removal. Foramen Monro was accessed by a frontal transcortical anterior angle and the colloid cyst totally removed. Total excision was accived for both leisons in a single surgical session. Permanent histopathological diagnosis was gemistocytic astrocytoma and colloid cyst. Postoperative recovery was uneventful and patient reported relief of both seizures and headache.

7.
Kafa Travmasında Propofol Kullanımına Dikkat! Düşük Dozda ve Genç Hastada Gelişen Propofol İnfusion Syndrome
Careful with Propofol Use in Head Trauma! Propofol Infusion Syndrome at Low Dose in an Adolescent
Ali Genç, Muhammet Bahadır Yılmaz, Dilek Günay Canpolat, Orhan Behret
doi: 10.5222/sscd.2014.201  Sayfalar 201 - 204
Propofol hızlı etkili, kısa etki süreli ve nöroprotektif özelliklerinden dolayı nöroşirürji hastalarında yoğun bakımda sedasyon amaçlı kullanılmaktadır. Özellikle 3 yaş altında ki pediatrik vakalarda, uzun süreli yüksek doz kullanımına bağlı gelişen propofol infüzyon sendromu (PRIS) hayatı tehdit eden bir durumdur. Kafa travması PRIS için risk faktörüdür. Kalp ve böbrek yetmezliği, hipotansiyon, aritmi, metabolik asidoz, hiperkalemi, rabdomiyoliz, yeşil veya kırmızı idrar gibi klinik ve labroratuvar bulgularıyla karşımıza çıkar. Erken tanı, infüzyonun kesilmesi ve semptomatik destek tedavisiyle hasta ölümcül bu tablodan kurtulabilir. Biz bu yazımızda 14 yaşındaki genç hastada kafa travması sonrası düşük dozda gelişen bir propofol infüzyon sendromu olgusunu grafiksel bir zaman çizelgesi eşliğinde sunuyoruz. PRIS’e dair ilk bulgu infüzyonun 60. saatinde idrarın yeşil renge bürünmesiydi. Sonraki 24 saat içerisinde ciddi rabdomiyoliz, bradikardi ve solunum yetmezliği bulguları gelişti. Buna rağmen propofolün kesilmesi ve destek tedavisiyle hasta 48 saat içerisinde hızla ve sekelsiz iyileşti.
Bu olgu gösteriyor ki, sadece erken çocukluk yaşlarında ve yüksek dozda değil ileri yaşlarda ve düşük dozlarda kullanılırken de PRIS gelişebilir. Tüm monitörize edilen parametreler henüz normal iken tıbbi personeli ilk uyaran bulgu idrarın yeşil renge bürünmesi olabilir.
Propofol is commonly used for sedation in neurosurgical settings due to its fast, short acting and neuroprotective effects. However, especially in pediatric patients younger than 3 years, prolonged and high-dose infusion may result in a fatal condition known as propofol infusion syndrome (PRIS). Head trauma patients in the ICU are at increased risk for PRIS. PRIS may manifest with serious clinical and laboratory findings such as heart and renal failure, hypotension, arrhythmia, metabolic acidosis, hyperkalemia, rhabdomyolysis, green or red colored urine. Early recognition of the syndrome and discontinuation of propofol infusion as well as symptomatic treatment may prevent death. In this study we report a case of PRIS that developed at a relatively low-dose propofol infusion in a 14 year-old adolescent after head trauma and provide a schematic timetable of the symptoms. First manifestation was green coloration of urine, which occurred at 60 hours of infusion. Serious rhabdomyolysis, bradycardia and respiratory failure developed in the next 24 hours. However, after cessation of propofol infusion, recovery was fast and complete within 48 hours.
Our case shows that propofol infusion syndrome may occur in youth and low doses, which are commonly considered to be safe from propofol toxicity. The first warning sign of the syndrome can be green coloration of urine while all other monitored parameters are yet normal.

 
 
 

LookUs & Online Makale