Sinir Sistemi Cerrahisi Dergisi: 3 (2)
Cilt: 3  Sayı: 2 - 2010
Özetleri Gizle | << Geri
DERLEME
1.
Omurga Cerrahisi Geçirecek Ankilozan Spondilitli Hastalarda Hava Yolu Yönetimi
Airway Management in Patients with Ankylosing Spondylitis Who Will Undergo Spinal Surgery
Melek Aksoy Sarı, Orhan Kalemci, Düriye Gül Bozdoğan, Elvan Öçmen, Zafer Kasım Yüksel, Kemal Yücesoy, Necati Gökmen
Sayfalar 43 - 48
Ankilozan spondilit (AS), etiyolojisi aydınlatılmamış, omurga ve sakroiliak eklemlerin kronik inflamasyon ve anormal ossifikasyonu ile karakterize inflamatuar bir hastalıktır. Şiddetli olgularda servikal vertebra ve atlantooksipital eklem tutulumuyla hareket kısıtlılığı gelişmektedir. Anestezistler için ankilozan spondilitli olgularda hava yolu yönetimi önemli bir sorundur. Bu olgu serisinde, genel anestezi altında omurga cerrahisi planlanan yedi ankilozan spondilitli olguda sorunsuz anestezi yaklaşımı tartışılmıştır.
Ankylosing spondylitis (AS), is a chronic inflammatory disease of unknown etiology, characterized by inflammation and abnormal ossification of the spine and sacroiliac joints. In severe cases, because of cervical spine and atlantoksipital joint involvement, limitation of movement occurs. Airway management in patients with ankylosing spondylitis is a serious problem for anesthesiologists. In this case series, unevenful anesthesia practise of seven ankylosing spondylitis patients scheduled for spinal surgery under general anesthesia are discussed.

ÖZGÜN KLINIK ARAŞTıRMA
2.
Transsfenoidal Hipofiz Adenomu Cerrahisinde Yöntem Seçimi: Endoskopinin Mikroşirurjiyle Karşılaştırılması
Comparison of endoscopy and microsurgery techniques for transsphenoidal pituitary surgery
Ulaş Cıkla, Ali Özcan Binatlı, Füsun Demirçivi Özer, Engin Çiftçi
Sayfalar 61 - 65
Amaç:
Transsfenoidal yolla opere edilen hipofiz adenomlu olgularda, retrospektif bir araştırma ile endoskopik ve mikroşirurjikal tekniklerin etkinliklerinin saptanması ve cerrahi sonuçlara olan etkilerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır.
Yöntem ve Gereç:
Sağlık Bakanlığı İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tümü endonasal yolla 23’ü endoskopik, 31’i mikroşirurjikal teknikle gerçekleştirilen toplam 54 hipofiz adenomu (18 prolaktinoma, 18 GH salgılayan adenom, 18 hormon inaktif adenom ) eksizyonuna ait medikal kayıtlar incelendi.
Bulgular:
Ameliyat sonrası yatış süreleri ortlamaları: endoskopik cerrahi sonrası 4,4 gün; mikroşirurjikal cerrahi sonrası 6,8 gündür.. Toplamda 23 endoskopik operasyon sonucunda 2 hastada (%8,6) rinore ve 1 hastada (%4,3) geçici diabet insipitus görüldü. 3 (%12,9) hastada parsiyel rezeksiyon yapılabildi ve bu hastaların 2 sinde (%8,6) ortlama 14 ay içinde nüks tespit edildi. Mikroşirurji sonrasında ise toplam 3 hastada (%9,6) rinore, 7 hastada (%22,6) geçici -1 hastada ( %3,2) kalıcı diabet insipitus, 1 hastada (%3,2) minör nasal kanama, 1 hastada hiposmi (%3,2) ve 1 hastada (%3,2) total optik ve oculomotor sinir tutulumu tespit edildi.
Sonuç:
Hipofiz adenomlarında, ister endoskopik ister mikroskopik olarak yapılsın, endonasal transfenoidal cerrahi güvenli ve etkili bir yöntemdir. Endoskopik hipofiz cerrahisi yüksek ve tatmin edici başarı oranı sağlamıştır.
Aim:
Endoscopic and microscopic transphenoidal approaches are frequently used surgical techniques in the treatment of pituitary adenoma. In this study we compared outcomes after either purely endoscopic resection or traditional microscope-aided resection.
Material and Methods:
Among with the 54 patients with pituitary adenomas (18 patients with endocrinally inactive adenomas, 18 patients with growth hormone adenomas and 18 patients with prolactinomas), 31 patients were treated with microscopic endonasal transphenoidal technique, 23 patients were operated with endoscopic endonasal transphenoidal technique. All patients were followed up for 2,4 year on average
Results:
In terms of preservation and improvement of postoperative visualization and hormonal remission results, there was no statistically significant difference between two methods.In endoscopic method less recurrence and complication occured, also hospitalisation time is fewer when compared microscopic method.
Conclusion:
Endoscopic approach provides a wide surgical field and broad lateral vision which maintain distinction of tumour tissue from normal pituitary gland.

ÖZGÜN DENEYSEL ÇALıŞMA
3.
ACE İnhibitörlerinin Serebral İskemi Sonrası Sıçan Beyin Hücrelerindeki Nöroprotektif Etkisi: Histopatolojik Değerlendirme
Neuroprotective Effect of ACE Inhibitors Following Cerebral Ischemia in Rats: Histopathological Evaluation
Süleyman Coşkun, Gökşin Şengül, Murteza Çakır, Ahmet Hacımüftüoğlu, Fatih Saruhan, Mustafa Kemal Çoban, Muhammet Çalık
Sayfalar 66 - 71
Giriş: Anjiotensin dönüştürücü enzim (ACE) inhibitörleri özellikle serebral sirkülasyonda bozukluğa sebep olan esansiyel hipertansiyon tedavisinde sıkça kullanılmaktadır. Bu çalışmada, sıçanlarda tek taraflı karotis kommunis ligasyonu ile oluşturulan fokal serebral iskemide ACE inhibitörlerinin nöroprotektif etkisi ve etki mekanizması incelendi ve davranış üzerine olan etkileri test edildi.
Method: Bu çalışmada 30 rat kullanıldı. Ratlar rastgele 5 gruba ayrıldı. Sol kommon karotid arter ligasyonunu takiben 7 gün boyunca 1. gruba kaptopril, 2. gruba ramipril, 3. gruba perindopril, 4. gruba serum fizyolojik verildi. 5. grup kontrol grubu olarak kullanıldı. 7.gün ratlara davranış testleri yapılarak, sakrifiye edildi. Çıkarılan beyinler histopatolojik olarak incelendi.
Bulgular: ACE inhibitörlerinin verildiği gruplarda nöronal hasar serum fizyolojik grubuna göre daha azdı. En az nöronal hasar ise perindopril verilen grupta gözlendi. Davranış testlerinin sonuçları serebral iskemide ACE inhibitörlerinin davranış üzerine etkisi bulunmadığını gösterdi.
Sonuçlar: Elde ettiğimiz veriler, perindopril, ramipril ve kaptoprilin beyin iskemisinde yararlı etkisi olduğunu ve bu durumun tedavisinde teröpatik olarak denenebileceğini göstermektedir.
Objective: Angiotensin converting enzyme (ACE) inhibitors are frequently used in the treatment of essential hypertension causing disorders especially in cerebral circulation. In this study, the neuroprotective effect and mechanism of action of ACE inhibitors in focal cerebral ischemia formed in rats via unilateral common carotid artery ligation were examined and their effects on behavior were tested.
Methods: 30 rats were used in this study. The rats were separated into 5 groups randomly. Following left common carotid artery ligation, 1st group was given captopril, 2nd group was given ramipril, 3rd group was given perindopril, 4th group was used normal saline serum for 7 days. 5th group was used as the control group. The rats were sacrificed by carrying out behavioral tests for 7 days. The brains that were exenterated were histopathologically examined.
Results: Neuronal damage was lower in the groups to which ACE inhibitors were given in comparison to the group to which normal saline was given. The lowest neuronal damage was observed in the groups to which perindopril was given. The results of behavioral tests indicated that ACE inhibitors did not have any effect on behavior in cerebral ischemia.
Conclusions: Our data indicate that perindopril, ramipril and captopril have beneficial effects in brain ischemia and should be trialled for therapeutic use in the management of this condition.

OLGU SUNUMU
4.
Dev PİSA Anevrizması: Olgu Sunumu
Giant PICA Aneurysm: Case Report
Çağatay Çalıkoğlu, Ömer Aykanat
Sayfalar 72 - 74
Oldukça nadir görülen proksimal yerleşimli dev posterior inferior serebellar arter (PİSA) anevrizması sunulmaktadır. 22 yaşında erkek hasta ventriküler hemoraji tanısı ile yatırıldı. Hastanın çekilen dijital substraksiyon anjiografisinde (DSA) sol proksimal PİSA yerleşimli, 4 cm ebadında dev anevrizma tespit edildi. Anverizmanın tekrar kanamasına bağlı olarak hastanın genel durumu ani olarak kötüleşti ve hasta kaybedildi.
We present a rare case of giant aneurysm of the proximal posterior inferior cerebellar artery (PICA). A 22 years old man refered with a diagnosis of ventricular hemorrhage. Digital substraction angiography revealed a 4 cm aneurysm of the left proximal posterior inferior cerebellar artery. Because of possible re-bleeding of the giant aneursym, neurological situation of the patient was regressed and the patient has been exitus.

5.
Intracranial aneurysm mimicking cerebral cavernous malformation
Fatih Bayraklı, Aydın Sav, Selçuk Peker
Sayfalar 75 - 77
Objective
Vascular pathologies of the brain have different clinical presentations and neuroradiological appearances which allow to the definite diagnosis preoperatively.
Method/Results
We report a case of intracranial aneurysm presenting with epilepsy and unusual magnetic resonance imaging (MRI) findings which preoperatively diagnosed as cerebral cavernous malformation.
Conclusion
We highlight the possible mechanism of the unusual MRI appearance and differential diagnosis of the lesion.

6.
Spinal anestezi sonrasında ortaya çıkan Subdural hematom Olgusu
A Case of Subdural Hematoma Following Spinal Anaesthesia
Süleyman Coşkun, Serkan Zengin, Ayşenur Coşkun, Gökşin Şengül
Sayfalar 78 - 80
Subdural kanama dural sinuslerin veya yüzeyel kortikal venlerin yırtılması sonucu oluşur. Genellikle travmaya bağlı görülmekle birlikte koagülopati, araknoid kist, vasküler malformasyon, menengiom, metastatik kanser, dural sarkom, lomber ponksiyon, iatrojenik dehidratasyon, hidrosefali için takılmış şant ve spinal anesteziye bağlı da görülebilir. Subdural kanama dura ponksiyonunun nadir ancak ciddi bir komplikasyonudur. Bu yazıda spinal anestezi sonrası subdural kanama gelişen bir olgu sunulmaktadır. Spinal anestezi yapılan olgularda sebat eden baş ağrısında subdural kanama akılda tutulmalıdır.
Subdural bleeding occurs as a result of a rupture in dural sinuses or superficial cortical veins. It is generally related to trauma while it may also occur depending on coagulopathy, arachnoid cyst, vascular malformation, meningioma, metastatic cancer, dural sarcoma, lumbar puncture, iatrogenic dehydration, shunt for hydrocephaly and spinal anaesthesia. Subdural bleeding is a rare but serious complication of dural puncture. In the present article, a case of a subdural hematoma following spinal anaesthesia is presented. Subdural bleeding should be considered in case of a headache occurring after a spinal anaesthesia.

7.
Torakolomber stabilizasyondan sonra gelişen tekrarlayıcı fibromatozis: olgu sunumu
Recurrent fibromatosis after thoracolumbar stabilization: case report
Ayçiçek Dilber Çeçen, Yasin Kibar, Hikmet Süslü, Necati Tatarlı, Tufan Hiçdönmez
Sayfalar 81 - 83
Travma ve radyoterapi sonrası görülebilen fibromatozis, etyolojisinde genetik, endokrin, familyal faktörler olduğu düşünülen iyi huylu mezenkimal kitleler olup, iyi huylu fibröz lezyonlar ile fibrosarkomlar arasında değişen biyolojik davranış gösterirler.
Yirmisekiz yaşında erkek hastada T10 vertebra kırığı nedeniyle yapılan posterior transpediküler stabilizasyon ve allogreft ile füzyon uygulanan hastada 22 ay sonra insizyon yerinde gelişen fibromatozis oluşumu bildirilmektedir.
Bu olgu, travma sonrası uygulanan torakal stabilizasyon vida lokalizasyonunda gelişen ilk bildirilmiş fibromatozis olgusudur.
Fibromatosis occurring after trauma and irradiation are mesenchimal tumors which are thought to have genetic, endocrinological and familial ethiological factors. They have a biological perspective varying from benign fibrous lesions to fibrosarcoma. We report a case of 28-year-old man with a history of motorcycle accident presenting with a T10 compression fracture who underwent posterior transpedicular stabilization and fusion with bone allogreft. After 22 months he presented with a solid paravertebral mass at the insicion site. This case is the first to be found at the incison scar extending to the superior pedicular screw insertion point after thoracal fracture stabilization.

8.
Os odontoideumlu bir vakanın radyolojik görüntüleme bulguları ve ayırıcı tanısı: Olgu Sunumu
Radiological findings and differential diagnosis of a patient with os odontoideum: Case report
Kemal Yücesoy, Mürvet Yüksel, Orhan Kalemci, Kasım Zafer Yüksel
Sayfalar 84 - 88
Os odontoideum hipoplastik odontoid prosesten ayrı, oval veya yuvarlak kemik parçasıdır. Nadir fakat odontoid prosesin en sık izlenen anomalisidir. Atlantoaksiyel instabilite ve myelopatiye neden olabilir. Bu anomali tip 1 ve tip 2 odontoid fraktürleri taklit edebilir. Doğru olarak tanımlanması olası tedavi yanlışlıklarını önlemek için önemlidir. Bu çalışmada şiddetli boyun ağrısı yakınmalarıyla başvuran ve ossikulun karakteristik düzgün konturlu korteksinin bulunması, yakın zamanda geçirilmiş travma hikayesinin olmaması, atlasın anterior tuberkülünün skleroz ve hipertrofisi nedeniyle akut odontoid proses fraktürü dışlanarak os odontoideum tanısı konulan 22 yaşındaki bayan hastada os odotoideumun tanısı ve ayırıcı tanısı yapılırken başvurulan radyolojik görüntüleme yöntemleri tartışılmıştır.
Os odontoideum is a distinct oval and/or circular bone fragment which is segregated from the hypoplastic odontoid process. This situation is seldom but at the same time it is the most detected anomaly of the odontoid process that may cause atlanto-axial instability and myelopathy.This anomaly can mimic Type I and II odontoid fractures. Accurate diagnosis is mandatory to prevent treatment failures. In this study, we present a 22 years old female patient with severe neck pain complaint. Os odontoideum diagnosis was accomplished and acute odontoid fracture diagnosis was discarded with the findings such as smooth shaped cortex characteristics, no history of recent trauma, sclerosis and hypertrophy of the anterior tubercle of the atlas. Radiological methods which are utilized for the dignosis and differential diagnosis were discussed in detail.

 
 
 

LookUs & Online Makale