Sinir Sistemi Cerrahisi Dergisi: 1 (4)
Cilt: 1  Sayı: 4 - 2008
Özetleri Gizle | << Geri
EDITÖR'DEN
1.
Matematik ve Düşünce
Mathematics and Thought
İsmail Hakkı Aydın
Sayfalar 209 - 213
Sinir Sistemi Cerrahisi Derneği Başkanı sıfatımla, okumakta olduğunuz bu “Matematik ve Düşünce” isimli makalemle sizlere son kez sesleniyorum.
Benim için çok büyük bir onur ve ayrıcalık olan Başkanlık görevinden ayrılırken, yeni seçilecek olan yönetime, bana ve ekibime gösterdiğiniz desteği, onlara da esirgemeyeceğiniz düşüncesi ile, başarılar diler, hepinize saygılar sunarım.
This paper named “Mathematics and Thought”, explaining my reflections on this matter, will be my final Presidential Address as President of Nervous System Surgery Society, in this Journal.
I wish to well come the incoming President and Executive Committee Members. I know you will share your opinions, projects, reflections, ideas, comments and feedback with them, as generously as you have with me.
It has truly been a privilege and pride to serve as President of our Society.

ARAŞTıRMA MAKALESI
2.
Travmatik Akut Subdural Hematomlarda Prognostik Faktörler ve Mortaliteye Etkileri
Prognostic Factors and Their Effects on Mortality in Traumatic Acute Subdural Haematoma
Mehmet Kılınçaslan, Hulagu Kaptan, Mustafa İlhan, Ömür Kasımcan, Kutay Çakıroğlu, Celal Kılıç
Sayfalar 214 - 219
AMAÇ: Bu çalışmada 1998-2003 yılları arasında, Dr. Muhittin Ülker Acil Yardım ve Travmatoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroşirürji Kliniğinde, travmatik akut subdural hematom (ASDH) tanısıyla ameliyat edilen 37 olguda, bazı klinik faktörlerin mortalite üzerine etkilesinin araştırılması amaçlanmıştır.

YÖNTEM: Çalışmada, hastane kayıtları ve ameliyat notları taranarak klinik özellikleri kaydedilmiştir. Giriş Glasgow Koma Skoru (GKS) ve travma ile ameliyat arasında geçen sürenin mortalite üzerine etkisi incelenmiştir. 

BULGULAR: Seri 22 erkek (%59.5) ve 15 kadından (%40,5) oluşuyordu, genel yaş ortalaması 49,6 (8-77) idi. En sık travma nedeni %59,4 ile (22) trafik kazasıydı. En sık yerleşim yerleri % 43,2 oran ile (16) frontotemporoparietaldı. Bilgisayarlı tomografi, olguların %94,5 (35)’inde, orta hat kayması tespit etti. ASDH’a eşikli eden en sık kranial patoloji %35,1 ile (13) hemorajik kontüzyondu. Olguların %64,8’inin preoperatif GKS’si 3-8 arasındaydı, %35,2’sinin 9-15 arasındaydı. Mortalite GKS’nin düşük olduğu grupta anlamlı oranda yüksekti (p<0,0001). Olguların %32 si ilk 4 saat içinde, %58’i daha sonra ameliyata alınmıştı, mortalite oranı ilk 4 saatte ameliyata alınan olgularda anlamlı derecede düşüktü (p=0,009). Bu sonuçlar itibariyle, olguların yalnızca %32,4’ünün iyileştiği görülmüştür. 

SONUÇ: ASDH’lar kranial travmalarda ortaya çıkan, mortalite ve morbidite oranı çok yüksek olan önemli bir sağlık sorunudur. Bu oranın düşürülmesi için, etkin ve hızlı girişimlere gereksinim vardır. Düşük preoperatif GKS ve cerrahi girişimde geç kalınmaması prognozu olumlu etkilemektedir.
OBJECTIVE: To present our series of 37 cases of traumatic acute subdural hematoma (ASDH) with regard to their prognostic factors and characteristics affecting mortality in Dr. Muhittin Ülker Emergency Traumatology and Research Hospital Neurosurgical Clinic between 1998-2003.

METHODS: Hospital records were reviewed with regard to age, gender, types of trauma, time to surgery, Glasgow Coma Score (GCS), other systemic injuries which require surgical intervention, localisation, additional cerebral pathologies and operation types.
RESULTS: 59,5% of the cases were male, 40,5% of the cases were female and average age was 49,6 (range 8-77). The most frequent cause was traffic accidents. The most frequent location was frontotemporoparietal (43,2%). Midline shift was present in 94,5% of the cases. Preoperative GCS score was 8 or less in 64,8 % of the cases. Mortality was significantly higher in this group (p<0.0001). The most frequent pathology accompanying ASDH was hemorrhagic contusion (35,1%). 32% of the cases were operated within the first four hours. Mortality rate in this group was significantly lower (p=0.009). Overall, 32.4 % of the patients had a good outcome.
CONCLUSION: Traumatic acute subdural haematoma is a very serious health problem with very high mortality and morbidity rates. Early surgical intervention within four hours improves outcome.

ÖZGÜN KLINIK ARAŞTıRMA
3.
Yaşlılarda Kronik Subdural Hematomun İki Adet Burr-Hole Kraniostomi Ve Kapalı Sistem Drenaj İle Boşaltılması
Chronic Subdural Hematoma Treated By Two Burr-Hole Craniostomy And Closed-System Drainage In Elderly Patients
Halil İbrahim Seçer, Bülent Düz, Alparslan Kırık, İlker Solmaz, Yusuf İzci, Engin Gönül
Sayfalar 220 - 228
AMAÇ: Kronik subdural hematomlar (KSDH) günümüzde en sık karşılaşılan intrakranyal kanama çeşitlerindendir. Özellikle yaşlılarda uygun tedavi ile prognozu iyidir. KSDH’ların tedavisinde birçok farklı cerrahi teknik uygulanmaktadır. Bu çalışmada iki adet burr-hole kraniotomi ve kapalı sistem drenaj ile tedavi edilmiş 60 yaş üzeri KSDH’lu 45 olgu incelendi.
YÖNTEM: 1995 ile 2007 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi Nöroşirürüji bölümünde iki adet burr-hole kraniotomi ve kapalı sistem drenaj ile tedavi edilmiş 60 yaş üzeri 45 KSDH’lu olgunun etiyolojileri, ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası erken dönem takiplerinde belirti ve bulguları, Karnofsky performans değerleri, bilgisayarlı beyin tomografi (BBT) bulguları ve komplikasyonları incelendi.
BULGULAR: Olguların 32’si erkek, 12’si kadındı. Olguların yaş ortalaması 76,3’dü. En sık rastlanan belirti şuur bozukluğu, baş ağrısı ve yürüyüş bozukluğuydu. 11 olguda etiyolojik faktör belirlenemedi. Ortalama Karnofsky performans değerleri ameliyat öncesi 64,89 iken, ameliyat sonrası 70,67’idi. BBT’de hematom kalınlığı ameliyat öncesi ortalama 2,14 cm iken ameliyat sonrası 0,9 cm oldu. Cerrahiye bağlı komplikasyon görülmedi. 6 olgu hastanede sistemik nedenlerle öldü. 8 olgu ikinci kez ameliyat edildi.
SONUÇ: Burr-hole kraniotomi ve kapalı sistem hematom drenajı KSDH’un tedavisinde basit, güvenli ve komplikasyon riski az olan bir yöntemdir. Deneyimlerimize göre KSDH’lu yaşlı hastalarda kötü prognozun nedeni cerrahi sırasında hastanın kötü nörolojik durumu ve sistemik hastalığının olmasıdır.
OBJECTIVE: This retrospective study of the records of 45 patients over than 60s years with chronic subdural hematoma treated with two burr-holes craniostomy with closed-system drainage was carried out.
METHODS: Between 1995 and 2007 at Gulhane Military Medical Academy, Neurosurgery Department, 45 consecutive patients over than 60s years treated with two burr-holes craniostomy with closed-system drainage for chronic subdural hematoma were evaluated for etiology, preoperative and postoperative early follow-up symptoms and signs, Karnofsky performance score, computerized tomography (CT) scan results, and complications.
RESULTS: The series included 32 males and 13 females, mean age 76,3 years. The principal symptom was altered mental status, gait disturbance, and headache. 11 patients had no etiological factors. Karnofsky performance score was 64,89 preoperatively, and 70,67 postoperatively. The mean thickness of the hematoma was 2,14 cm preoperatively, and 0,9 cm postoperatively. No complications occurred due to surgery. 6 patients died in hospital due to systemic complications. We performed the second operation in 8 cases.
CONCLUSION: Burr-hole with a closed drainage system is a simple, safe and efficient method for the treatment of CSDHs with a low rate of complications. In our experience, the worst prognostic factors for the outcome of CSDH patients were the neurological conditions and additional systemic diseases at the time of surgery.

4.
Glial Tümörlerde Angiogenezis ve Prognoz İlişkisi
Relationship between Angiogenesis and Prognosis in Glial Tumors
Rezzan Erguvan - Önal, Hale Kırımlıoğlu, Çağatay Önal, Haldun Şükrü Erkal, Ö. Murat Aydın, N. Engin Aydın
Sayfalar 229 - 242
Amaç: İntrakranyal tümörlerin yaklaşık % 40-45’ini glial tümörler oluşturur. Her yaş grubunda görülebilen bu tümörlerin mortalite ve morbiditelerinin yüksek olması nedeniyle, özellikle prognoz ve yeni tedavi yöntemlerinin saptanmasına yönelik pek çok çalışma mevcuttur. Son zamanlarda yıllardır bilinen prognostik faktörlerin dışında yeni bir parametre üzerinde durulmaya başlanmıştır: Anjiogenez. Bu konuya yönelik çalışmalarda CD31’in endotel hücreleri için çok özgün olduğu bildirilmektedir. Bu çalışmadaki amaç, CD31 antikoru boyanma yoğunluğu ve oranı yardımıyla glial tümörlerde yeni gelişen damarların özelliklerinin yaş, cins, tümör histolojik gradı, histolojik özellikler ve sağkalım süresi ile ilişkilendirilerek prognozdaki yerini irdelemektir.
Yöntem: Bu makalede İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı’na 1995-2000 yılları arasında gelen ve “glial tümör” tanısı alan, immünohistokimyasal incelemeye uygun 36 olguda, CD31 antikoru kullanılarak damarların boyanma yoğunlukları, damarlanma tipleri, yaygınlıkları ve anjiogenezin bilinen prognostik faktörlerle karşılaştırılması incelendi.
Sonuç: Elde edilen sonuçlar, kanallar oluşturan-telenjiektatik ve solid-glomerüloid tip vasküler proliferasyonların, tümör büyümesi ve gelişmesi sırasında tümöral dokunun artan kanlanma ve beslenme gereksinimini karşılamakta temel rol oynadığını düşündürmektedir. Bu bulgular literatürdeki sonuçlar ile beraber değerlendirildiğinde, bu tiplerin anjiogenezin farklı aşamalarında rol oynadığı ve tümörlerin progresyonunda önemli olduğu düşünülmüştür.
Objective: Glial tumors constitute about 40-45 % of all intracranial tumors. These tumors, which can occur in all ages, are known to have high mortality and morbidity rates. There are many studies in literature aimed to detect the prognosis and the new modalities of therapy in glial tumors. Recently a new parameter is considered besides other well known prognostic factors: Angiogenesis. In such studies it is reported that CD31 is very specific for endothelial cells. The aim of this study is to investigate the prognostic significance of angiogenesis correlated with the patients age, sex, tumor grade, histological findings and survival by the help of CD31 staining consistency and intensity.
Methods: In this retrospective study, 36 cases of glial tumors from the archives of Inonu University School of Medicine Department of Pathology between 1995 and 2000 were studied. Staining densities for CD31, types and extension of angiogenesis, and comparison of this feature with other known prognostic factors were examined.
Conclusion: Channelled-telangiectatic and solid-glomeruloid types of vascular proliferation were found to have a major role in growth of tumor yielding an increased vascular supply. It is considered that these types of vascular proliferations had roles in different stages of angiogenesis and were important in the progression of these tumors.

OLGU SUNUMU
5.
Kompresyon Kırığı Olarak Başvuran Servikal Vertebra Tüberkülozu
Tuberculosis of the Cervical Spine Presenting as “Compression Fracture”
Çetin Refik Kayaoğlu, Gökşin Şengül, Aykut Sezer, Sencer Duman, İsmail Hakkı Aydın
Sayfalar 243 - 246
Kompresyon kırığı olarak sunulan 45 yaşında erkek bir hastanın servikal vertebrasındaki olağan dışı tüberkülozu rapor edildi. Travmayı takiben boyun ağrısı, boyun haraketlerinde kısıtlılık, sol kolda kuvvetsizlik ve hipoestezisi vardı: Servikal omurganın düz filmleri 5. servikal vertebranın belirgin kifozu ve kompresyon kırığını açığa çıkardı. Manyetik rezonans görüntüleme C5 vertebra gövdesindeki destrüksüyonu gösterdi. Laboratuvar çalışmaları Pott hastalığının tanısını doğruladı. Hasta acilen anterior girişimle ameliyat edildi ve korpektomi ve füzyon yapıldı. Cerrahi tedavi medikal tedavi ile kombine edildi. Postoperatif seyir problemsizdi.
An unusual case is reported in a 45-year-old man with tuberculosis of the cervical spine presenting as “compression fracture”. Following a trauma, she had neck pain, restricted neck movements, weakness and hypoesthesia of the left arm. Plain radiograms of the cervical spine revealed marked kyphosis and compression fractures of the fifth cervical vertebra. Magnetic Resonance Imaging demonstrated destruction of C5 vertebral body. Laboratory studies confirmed the diagnosis of Pott’ disease. The patient was operated urgently via the anterior approach and underwent corpectomy and fusion. Surgical treatment was combined with medical therapy. Postoperative course was uneventful.

6.
HangmanFraktürünün Cerrahi Tedavisinde C2-3-4 Vida-Rod Konstruksiyonu: Olgu Sunumu
Hangman Fracture Treated By Posterior C2-3-4 Screw-Rod Construction: A Case Report
Ahmet Celal İplikçioğlu, Erdinç Özek
Sayfalar 247 - 250
AMAÇ:
Hangman fraktürleri genellikle C2-C3 anterior diskektomi, anterior servikal plak ve füzyon ile tedavi edilebilirler. Biz bu yazımızda C2-3-4 rod-vida sistemi ile konstrükte edilen bir olguyu sunduk.
YÖNTEM:
Hasta Mayfield çivili başlıkta oturur pozisyonda C2 pars vidalanması ile birlikte C3-4 lateral mass vidalanarak rodlar ile konstrükte edildi.
BULGULAR:
Yapılan bir kadeverik çalışmada bu yöntemin C2-3 anterior plaklamaya göre özellikle lateral bantlama ve aksiyal yüklenme sırasında daha belirgin biyomekanikal stabilite sağladığı gösterilmiştir. C2-3 (veya C2-3-4) vidalamanın asıl avantajı hem C2-3’ün stabilizasyonunu sağlaması hem de C2’nin arka elemanlarının restorasyonu sağlar. Biz vakamızda daha sağlam olsun diye konstrüksiyonu bir mesafe aşağı uzattık.
SONUÇ:
C3 faset vidalama ve rod konstruksiyon ile kombine edilmiş C2 pars vidalaması ve posterior stabilizasyon özellikle ciddi C2-3 instabilitesi olan Hangman fraktürlü hastalarda cerrahi seçenek olmalıdır.
Study Design:
Hangman’s fractures are often treated surgically with a C2-C3 anterior cervical discectomy,fusion and anterior plating. Here we describe a case of Hangman fracture treated by C2-3-4 posterior screw-rod construction.
METHODS:
The patient was operated in sitting position and Mayfield headholder was used. Posterior C2 pars screwing combined with C3 and C4 lateral mass screwing and rod construction was performed.
RESULTS:
In a cadaveric study this technique provide significantly better biomechanical stability especially during lateral banding and axial rotation than an anterior C2-3 plating. However the main advantage C2-3 (or C2-3-4) screwing is both providing of C2-3 stabilization and restorating posterior elements of C2, which same as tension bands against flexion, lateral banding and axial rotation. In our case we longed the construction one level below to provide stronger stabilization.
CONCLUSION:
Posterior stabilization with C2 pars interarticularis screwing combined with C3 facet screwing and rod construction is the treatment choice of hangmann fracture especially associated with severe C2-3 instability.

7.
Haemophilus aphrophilus beyin absesi: olgu sunumu
Haemophilus aphrophilus brain abscess: case report
Fatih Bayraklı, Selçuk Peker, Necmettin Pamir
Sayfalar 251 - 253
Haemophilus aphrophilus enfeksiyonu nadir görülür ve genellikle ciddi hastalığa yol açarlar. Bu makalede bir süredir başağrısı olan 47 yaşında bayan hasta bildirilmiştir. Manyetik rezonans görüntüleme sol temporal beyaz cevherde etrafı kontrast tutan lezyon göstermiştir. Stereotaksik biopsi ile abse boşaltilmış ve Haemophilus aphrophilus izole edilmiştir. Antibiotik tedavisiyle hasta tamamen iyileşmiştir.
Haemophilus aphrophilus infection is rare and the organism is implicated in serious infection. We report a case of 47-year-old patient who had experienced headache. Magnetic resonance imaging revealed a lesion in left temporal white matter. Stereotactic drainage performed and Haemophilus aphrophilus was isolated. The patient recovered completely after antibiotherapy.

8.
İntraventriküler Santral Nörositoma: Olgu Sunumu
Intraventricular Central Neurocytoma: A Case Presentation
Ömür Günaldı, Bekir Tuğcu, Müslüm Güneş, Osman Tanrıverdi, Hidayet Akdemir, Serhat Baydın
Sayfalar 254 - 258
GİRİŞ: Santral nörositoma tüm santral sinir sistemi tümörleri içerisinde çok nadir görülür. Akut Hidrosefaliye bağlı senkop atakları ve ani ölüme neden olabilmesi açısından önemlidir. Total cerrahi rezeksiyon çoğunlukla kür sağlamada yeterlidir.
OLGU: 19 yaşında erkek hasta, ortostatik senkop sonucu yüksekden düşme şikayeti ile kliniğimize yatırıldı. Nörolojik muayenesinde defisit saptanmadı. Kranial Bilgisayarlı Tomografide (BT), sol lateral ventrikül içerisinde hipodens lezyon ve tek taraflı hidrosefali saptandı. Kranial Magnetik Rezonans (MR) incelemesinde sol lateral ventrikül korpus düzeyinde multipl, milimetrik kistik komponentleri de bulunan lezyon tespit edildi. Hastanın özgeçmiş sorgulamasında 1 aydır baş ağrısı ve senkop atakları olduğu öğrenildi. Mikroşirurjikal teknikle cerrahi rezeksiyon yapıldı. Histopatoloji sonucu santral nörositoma olarak bildirildi.
TARTIŞMA: Santral nörositoma, tüm santral sinir sistemi tümörlerinin %0,25-0,50’sini, tüm intraventriküler tümörlerin %10’unu teşkil eder. Foramen interventrikülaris obstruksiyonuna bağlı ortostatik senkop atakları görülebilir. Nadiren intraventriküler hemoraji bildirilmiştir. Ani ölümle sonuçlanabileceği için, erken tanı ve tedavi önem arzetmektedir.
INTRODUCTION: Central neurocytoma is a rare form of central nervous system malignancies. It may cause the sudden death due to acute hydrocephalus. Total resection is adequate for cure.
CASE PRESENTATION: 19 years old man admitted the hospital with falling from high after sudden drop attack. He has headache and drop attacks in several times for last 1 month. Neurological examination was intact. Cranial computed tomography revealed hypodense mass lesion in the left lateral ventricle and unilateral hydrocephalus. Magnetic resonance showed mass lesion which includes multiple cysts in the left lateral ventricle. Tumor was removed totally, and central neurocytoma diagnosis was confirmed with hystopathologically.
DISCUSSION: Central neurocytoma constitutes 0, 25 - 0, 50% of all central nervous system tumors and 10% of all intraventriculer tumors. It can causes orthostatic syncope due to obstruction of foramen Monroe. Intraventricular hemorrhage has been reported. Early diagnosis and urgent management is crucial because of sudden death threat.

DERLEME
9.
Kordomalarda sitogenetik ve moleküler genetik
Cytogenetics and Molecular Genetics in Chordomas
Fatih Bayraklı, Tufan Çankaya, Şengül Bayraklı, İlter Güney, Selçuk Peker
Sayfalar 259 - 263
Literatürde kordomaların moleküler genetiğini anlamayı arttıran çok az çalışma vardır. Moleküler biyolojik ve genetik değişimler açısından literatürde bu tümörler hakkında çok az bilgi vardır. Bu derlememizde kordomalar hakkındaki bu sınırlı literatür bilgisi ortaya konulmuş ve tartışılmıştır.
There are very few works in which an attempt is made to increase understanding of the molecular genetics of chordomas in literature. There is really very little information in the literature about this specific type of tumor in terms of molecular biology and genetic alterations. In this review we collacted limited molecular genetics data on chordoma in literature.

BIYOGRAFI
10.
Nörobilim Öyküleri: Aristo (M.Ö. 384-322)
Tales of Neurosurgery: Aristo (384-322 B.C.)
Aykut Karasu, Gülşat Aygen, Pulat Akın Sabancı, Günseli Sağlam, Erdinç Civelek, Emad N. Eskandar
Sayfalar 264 - 267
Bu makalede İskenderiye Kütüphanesi’ndeki bilgiler ışığında Aristo’nun Nöroloji, Anatomi ve Fizyoloji Bilimleri’ne direkt katkısı ile Astronomi ve Filoloji Bilimleri’ne dolaylı katkısı genel bakış açısıyla sunulmaktadır. Ayrıca, önemli bir hata olarak bilinç ve duyuların merkezinin kalp olduğunu açıklamasını tartışmaktadır.
This article presents an overview of Aristo’s identity as a philosopher and a scientist as well as his direct contribution to neurology, anatomy, physiology and his indirect effect on the developments in many other sciences including, astronomy and philology by founding the Library in Alexandria. The major contribution of this article is the discussion on the influence of Aristo’s philosophy on his explanations and claims in neurology, particularly his assertion that the heart as the seat of consciousness and sensations, not the brain as his philosopher predecessor Plato and the medical expert Hippocrates had argued.

 
 

LookUs & Online Makale