Sinir Sistemi Cerrahisi Dergisi: 1 (3)
Cilt: 1  Sayı: 3 - 2008
Özetleri Gizle | << Geri
DAVET EDILMIŞ YAZı
1.
Ah Bu Ağrılar!
Pains alas!
İsmail Hakkı Aydın
Sayfalar 139 - 141
Bu makalede yazar, nörofelsefik açıdan ağrı hususundaki düşüncelerini ifade etmiştir.
The author has explained his personal neurophylosophical reflections on painin this this paper.

DERLEME
2.
Nörolojik Hastalıklarda Kök Hücre Tedavileri
Stem Cell Therapies For Neurological Diseases
Haluk Deda
Sayfalar 142 - 152
Nörolojik hastalıklarda tedavi ve kür oldukça zordur. Bunun nedeni santral sinir sisteminde nörogenesis’in sınırlı olması, iyileşmeyi geciktiren aktif inhibitörlerin varlığı ve glial skar dokusunun iyileşmeyi engellemesidir. Son yıllara kadar santral sinir sistemi hücrelerinin rejenerasyon kabiliyetinin olmadığı kabul edilen bir görüş olmasına rağmen yapılan çalışmalar ile yetişkin travmatize edilmiş insan hipokampusunda da yeni nöronların geliştiği gözlemlenmiştir. Ayrıca kemik iliğinden elde edilen kök hücrelerin hasarlı beyinde nöronal ve vasküler fenotipler oluşturarak tamir sürecine yardım ettiği de gösterilmiştir. Endogen tamir sürecinin uyarılması en iyi tedavidir. Kök hücreler trofik iyileşmeyi sağlanmakta, endojen nöronlar, astrositler ve damarları uyarmakta ayrıca büyüme faktörlerinin salgılanmasına ve antienflamatuar etkileri ile de çok yönlü iyileşmeyi sağlamaktadırlar. Kök hücre çalışmalarım sonucunda elde edilen veriler ışığında nörolojik hastalıklarda kök hücre çalışmalarının etkili ve güvenli bir tedavi metodu olduğunu söyliyebiliriz.
Cells of the central nervous system were once thought to be incapable of regeneration. This dogma has been challenged in the last decade with studies. There are reports of bone marrow derived cells developing neuronal and vascular phenotypes and aiding in repair of injured brain. These findings ave fuelled excitement and interest in regenerative medicine for neurological disease. These include cell therapy approaches in which cells are delivered intracerebrally or intraspinally and these cells are infused by an intravenous or intraarterial route. Stem cell and regenerative approaches to neurological disease can be divided into a number of categories depending upon the target neurological disease. Neuronal tissue injury involves destruction of multiple cell types. Therefore, the regenerative strategy will need to restore not only neural elements but supportive structures such as blood vessels. The mechanism of the benefit of cell therapies upon neurological function involves trophic and stimulating effects on endogenous neurones, astrocytes and blood vessels. This trofic effect appears to be a characteristic of stem cells. Endogenous repair processes is the best target for therapy. The effevtiveness of cell therapy will be more related to the capacity to secrete trophic and growth factors and an antiinflammatory effect rather than by ability to differentiate into neurones and integrate directly into a complex nervous system. My results of stem cell therapy is an effective and promising procedure for neurological disease.

ÖZGÜN DENEYSEL ÇALıŞMA
3.
Deneysel Travmatik Yaygın Beyin Hasarı Sonrası Magnezyum, Memantin ve Magnezyum ile Memantin Kombinasyonunun Kan Beyin Bariyeri Geçirgenliğine Etkisi
The effect of Magnesium, Memantine and combination of Magnesium and Memantine on Blood Brain Barrier Permeability and Brain Oedema after Experimental Traumatic Diffuse Brain Injury
Murat İmer, Ajlan Uzunkol, Bülent Sacit Omay, Pulat Akın Sabancı, Altay Sencer, Tülin Erdem, Aykut Karasu, Mehmet Kaya
Sayfalar 153 - 160
Amaç: Erişkinlerde kafa travması nedeniyle oluşan primer nöronal hasar sonucu aşırı miktarda glutamat salınımının ikincil hasarlara neden olduğu daha önce kanıtlanmıştır. Farklı deneysel çalışmalarla oluşan bu ikincil hasarı engellemek amacıyla çeşitli N-Metil-D-aspartat(NMDA) reseptör antagonisti ilaçlar araştırılmıştır. Bu amaçla klinik olarak en sık kullanılan farmakolojik ajanlar; magnezyum sülfat ve memantindir. Güncel literatüre göre bu ajanlar tek başlarına veya başka bir takım ilaçlarla kombine edilerek denenmelerine rağmen her ikisi kombine olarak kullanılmamıştır. Bu deneysel çalışmada; deneysel travmatik beyin hasarı sonucu oluşan beyin ödemi miktarına ve kan beyin bariyeri(KBB) geçirgenliğine magnezyum, memantin ve bu iki ajanın kombinasyonunun etkisinin araştırılması amaçlanmıştır.
Yöntem: Belli bir yükseklikten kontrollü serbest ağırlık düşmesi yöntemiyle Sprague-Dawley farelerinde standart travmatik beyin hasarı oluşturuldu. Deneklere travmatik beyin hasarından 30 dakika sonra periton içerisine sırasıyla; salin(1 ml/kg), magnezyum sülfat(270 mg/kg), mamantin (10 mg/kg) ve magnezyum sülfat ile memantin(270 mg/kg+10 mg/kg) verildi. Beyin ödemini belirlemek amacıyla hasar görmüş beyinlerin özgül ağırlıkları değerlendirildi. KBB geçirgenliğindeki değişiklikler ise serumdaki albumini bağladığı bilinen Evans mavisi kullanılarak araştırıldı.
Bulgular: Tedavi grupları, kontrol gruplarıyla karşılaştırıldığında özgül ağırlıkların anlamlı derecede arttığı özlenmiştir. Evans mavisi boyası ise kontrol grupla kıyaslandığında tedavi grubunda anlamlı derecede azalmış olarak bulunmuştur.
Sonuç: Travmatik beyin hasarı sonrası ikincil etkinin engellenmesinde, NMDA reseptör antagonistleri: Magnezyum sülfat, memantin ve bu iki ajanın kombinasyonunun beyin ödeminin azaltılması ve KBB’nin yeniden şekillendirilmesinde etkili olduğu gösterilmiştir.
Objective: It has been shown that excess amount of glutamate released after primary neuronal injury by head trauma causes secondary injuries in the adult brain. Aiming to prevent this secondary injury a wide range of N-Methyl-D-aspartate receptor antagonist drugs have been investigated in experimental studies. Magnesium sulphate and memantine are pharmacological agents widely used clinically for this specific indication; prevention of secondary neural injury. According to current literature although these two drugs have been used alone or in combination with different drugs, they have not been tried together in combination before. This experimental study is aimed to investigate the effect of magnesium, memantine and the combination of two agents on the permeability of blood brain barrier (BBB) and the quantity of diffuse cerebral oedema after experimentally induced traumatic brain injury. Methods: A standard traumatic brain injury was induced in Sprague-Dawley rats by a controlled impact device using a mass free falling from a certain height. Animals were introduced one of the following drugs of the same amount, intraperitoneally 30 minutes after traumatic brain injury; saline (1 ml/kg), magnesium sulphate (270 mg/kg), memantine (10 mg/kg), and magnesium sulphate plus memantine (270 mg/kg+10 mg/kg). To determine the brain oedema, the specific gravity of the injured brain tissue was evaluated. The changes in permeability of the BBB were investigated by Evans Blue dye that is known to bind to serum albumin.
Results: In treatment groups, the specific gravity values significantly increased when compared with the control group. Evans blue dye content in the brain tissue was significantly reduced with respect to the control group. Conclusion: In preventing the secondary insult occurring after traumatic brain injury, NMDA receptor antagonists: Magnesium sulphate, memantine and combination of magnesium sulphate and memantine are shown to be effective by decreasing diffuse cerebral oedema and restoring the BBB.

ARAŞTıRMA MAKALESI
4.
Decompressive hemicraniectomy in patients with transtentorial herniation
Transtentoryal herniasyondaki hastalarda dekompresif hemikranyektomi
Orhan Barlas, Selhan Karadereler, Yakup Krespi, Nilüfer Yeşilot, Sara Bahar, Rezzan Tuncay, Reha Tolun
Sayfalar 161 - 168
AMAÇ: Unilateral transtentoryal herniasyonu olan hastalarda dekompresif hemikranyektominin sonuçlarını, tekniğini ve endikasyonlarını ortaya koymak.
YÖNTEM: Üç yıl içinde, medikal tedaviye dirençli intrakranyal hipertansiyonlu ve transtentoryal herniasyonda, habis infarct (3 olgu), subaraknoid kanama ve vazospazm (2 olgu), travmatik beyin hasarı (3 olgu), spontan intraserebral kanama ve venöz tromboz tanıları olan 10 ardışık hastaya dekompresif hemikranyektomi yapıldı. Nörolojik durum girişte Glasgow Koma Skalası (GKS) ve modifiye Rankin Skalası (mRS) ile, çıkışta ve kontrollerde mRS ile değerlendirldi. Operasyon öncesinde, 1. ve 7. postoperatif günlerde ve 1.ayda yapılan bilgisayarlı tomografi (BT) incelemeleri değerlendirildi. Hastaların
hepsinde en az 14x11 cm’lik dekompresif hemikranyektomi yapıldı.
SONUÇLAR: 23 ila 57 yaşları arasında üç erkek, yedi kadın hasta vardı. Operasyondan hemen önceki nörolojik değerlendirmeye göre medyan GKS skoru 5.5, mRS skoru 5’ti. Hastaların hepsinde hemipleji, sekiz tanesinde ipsilateral okülomotor felci vardı. BT incelemesi hastaların hepsinde unilateral transtentoryal herniasyon bulguları gösterdi. Ortalama orta hat itilmesi operasyon öncesi BT’lerde 11.2 mm iken, operasyon sonrası 1.gün BT’lerde 3.2 mm’ydi. Altı hastada iyi sonuç alındı (mRS< 3), son kontrol muayenesinde medyan mRS 1.5 ti. Serinin mortalitesi %10 oldu.
YORUM: Bu çalışmanın sonuçları dekompresif hemikranyektominin çeşitli nedenlere bağlı dirençli intrakranyal hipertansiyonu ve unilateral transtentoryal herniasyonu olan hastalarda güvenilir ve hayat kurtaran etkili bir teknik olduğunu göstermektedir.
Anahtar sözcükler: beyin ödemi, beyin herniasyonu, kranyektomi, dekompresif cerrahi, intrakranyal basınç
OBJECTIVE: To present the results, technique and indications of decompressive hemicraniectomy in patients with unilateral transtentorial herniation.
METHODS: Ten consecutive patients with intracranial hypertension refractory to medical management and transtentorial herniation were treated with decompressive hemicraniectomy over a 3-year period with the following diagnoses: malignant infarction (3 patients), subarachnoid hemorrhage and vasospasm (2 patients), traumatic brain injury (3 patients), spontanous intracerebral hemorrhage, and venous thrombosis. Neurological status was assessed by the Glasgow Coma Scale (GCS) and by the modified Rankin Scale (mRS) on admission, and by the mRS on discharge, and on follow-up examinations. Computerized tomography (CT) scans performed preoperatively, and on the first, 7th postoperative days, and at one month were assessed for trastentorial herniation and midline shift. A decompressive hemicraniectomy, at least 14 by 11 cm was performed in all patients.
RESULTS: There were three male and 7 female patients, ages 23 to 57 years. Neurological assessment preoperatively showed a median GCS score of 5.5, and hemiplegia in all patients, and ipsilateral 3rd nerve palsy in eight of ten patients. Median mRS score on admission was 5. CT showed radiological signs of unilateral transtentorial herniation in every patient. Mean midline shift was 11.2 mm in preoperative CT scans and 3.2 mm on the first postoperative day. Median mRS score at the last follow up examination was 1.5 The overall mortality rate was 10%. Six patients had favorable outcome (mRS < 3).
CONCLUSION: The results of this series suggest that decompressive hemicraniectomy is a safe and effective technique that can be a life saving measure in patients with intractable intracranial hypertension and unilateral transtentorial herniation due to various causes.

OLGU SUNUMU
5.
Akut ve Kronik Subdural Hematomla Birlikte Görülen Menenjioma: Bir Olgu Sunumu
Meningioma associated with acute and chronic subdural haematoma: A case report
Çetin Refik Kayaoğlu, Goksin Sengül, Aykut Sezer, Süleyman Coşkun, Sencer Duman, İsmail Hakkı Aydın
Sayfalar 169 - 172
48 yaşında kadın hasta konfüzyon, başağrısı ve hafif sağ hemiparezi şikayetleri ile müracaat etti. Bilgisayarlı Tomografi (BT) sol frontoparietal akut ve kronik subdural hematom (SDH) ile birlikte olan menenjiomayı gösterdi. Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) akut ve kronik SDH ile birlikte aynı tarafta olan parasagittal yerleşimli tümörü açığa çıkardı. Acil kraniotomi yapıldı ve SDH ile birlikte olan meninjioma boşaltıldı. Operatif ve histolojik bulgular SDH kaynağının tümöral doku olduğunu gösterdi.
A 48-year old woman was presented with confusion, haedache and mild right hemiparesia. Computerise Tomogrphy(CT) scan showed meningioma associated left fronto-parietal acute and crhonic subdural haematoma(SDH). Magnetic Resonance Imaging(MRI) revealed a parasaggital tumour with ipsilateral acute and chronic SDH. Emergent craniotomy was performed and meningioma with SDH was removed. The operative and histological findings indicated that the tumoral tissue was the source of SDH.

6.
Konveksite Meningiomunu Taklit Eden Kafaiçi Plazmositom ile Bulgu Veren Nüks Multipl Miyelom
Relapsed multiple myeloma presenting with an intracranial plasmacytoma mimicking a convexity meningioma
Haldun Şükrü Erkal, Emin Kaya, Çağatay Önal, İclal Gürses
Sayfalar 173 - 175
Altmış yedi yaşında bayan hasta bir haftadır artan belirgin başağrısı ve kusma öyküsü ile acilen başvurdu. Bir yıl önce multipl miyelom tanısı mevcut olup ilk basamak kemoterapi uygulanmıştı. Fizik muayenede belirgin sol hemiparezi belirlendi. Beyin manyetik rezonans görüntülemesinde meninkslerden köken alan ve belirgin çevresel ödem oluşturarak orta hat yapılarını sola iten sağ hemisferde kitle lezyonu saptandı. İhtimali konveksite meningiomu ön tanısı ile hastaya acil kranyotomi ve kitle eksizyonu uygulandı. Tanı kafaiçi plazmositom olarak belirlendi. İleri tedavi radyoterapi ile sürdürüldü. Mevcut bulgularla olgu nüks multipl miyelom tanısı alarak ikinci basamak kemoterapiye geçildi. Cerrahi girişimden bir yıl sonraki takip muayenesinde hasta salimdi.
A 67 year-old woman presented with pronounced headache and vomiting that had progressed over one week. One year ago, she had been diagnosed as having multiple myeloma and had been treated with first-line chemotherapy. Her physical examination revealed marked left-sided hemiparesis. On magnetic resonance imaging of the brain, a right-sided mass lesion that appeared to originate from the meninges was associated with intense oedema that resulted in left-sided shift of the midline structures. The presumptive diagnosis of a convexity meningioma was made. The patient underwent an emergency craniotomy with resection of the mass lesion and was diagnosed as having an intracranial plasmacytoma. The decision was made to proceed with radiation therapy. In the interim, the patient was diagnosed as having relapsed multiple myeloma and was treated with second-line chemotherapy accordingly. She was alive at the follow-up visit one year following surgery.

7.
Pineal Gliolastoma Multiforme: Olgu Sunumu ve Literatür Derlemesi
Pineal Glioblastoma Multiforme: Case Report and Review of Literature
Fatih Bayraklı, Selçuk Peker, İbrahim Sun, Özlem Yapıcıer, Necmettin Pamir
Sayfalar 176 - 180
Pineal bölgede görülen glioblastoma olguları son derece nadirdir. Literatürde birkaç vaka bildirilmiştir. 53 yaşında bir kadın hasta 3 haftadır varolan baş ağrısı ile kliniğimize başvurdu. Nörolojik muayenesinde sadece yukarı bakış kısıtlılığı vardı. Kranial manyetik rezonans görüntülemede pineal bölgede homojen yoğun kontrast tutan bir kitle saptandı. Kitle subtotal olarak çıkarıldı. Histopatolojik teşhis glioblastoma multiformeydi.
Bu makalede literatür de sunulmuş vakalar ile beraber klinik gidiş, radyolojik bulgular ve tedavi seçenekleri tartışılmıştır.
Glioblastoma in the pineal region is extremely rare with only a few cases reported in the literature. A 53-year-old woman presented with 3 weeks history of headache. Neurological examinatiob revealed only upgaze palsy. A magnetic resonance imaging study revealed a homogeneously enhanced mass in the pineal region. The mass was subtotally removed. Histopathological diagnosis was a glioblastoma. In this report, we discuss the clinical course, radiological findings and treatment strategies of pineal glioblastoma with a review of the relevant literature.

8.
Ventriküloperitoneal Şantın Abdominal Kateterinin Skrotuma Migrasyonu: Bir Olgu Sunumu
Migration of Abdominal Catheter of Ventriculoperitoneal Shunt into the Scrotum: A Case Report
Çetin Refik Kayaoğlu
Sayfalar 181 - 184
Ventriküloperitoneal şantın abdominal kateterinin skrotuma migrasyonu nadirdir. Bu komplikasyonu açıklamak için farklı mekanizmalar ileri sürülmüştür. Birkaç yazar kateterin ayrılmasının konnektörün çok sıkı bağlanmasına veya barsak kontraksiyonuna ve peritoneal kateterin tekrarlayan gerilmelerine bağlı olduğunu gösterdiler.
Migration of abdominal catheter of ventriculoperitoneal shunt in to Scrotum is rare. To explain this complication, different mechanism have been suggested. Several authors pointed out that the dissection of the catheter was due too tight ligature at the connector or the bowel contractions and repeated tractions of the peritoneal catheter.

9.
Granüler Hücreli Astrositom: Olgu Sunumu ve Literatür Derlemesi
Granular Cell Astrocytoma: Case Report and Review of Literature
Fatih Bayraklı, Aydın Sav, Selçuk Peker
Sayfalar 185 - 189
Granüler hücreli astrositom belirgin olarak dolgun granüler tümör hücre unsuru ile karakterize olan, astrositomaların nadir morfolojik tipidir. 77 yaşında bir erkek hasta 2 haftadır varolan sol hemiparezi şikayeti ile kliniğimize başvurdu. Nörolojik muayenesinde sol hemiparezi ve hemihipoestezi vardı. Kranial manyetik rezonans incelemede sağ frontoparietal bölgede heterojen kontrast tutan kitle saptandı. Stereotaktik biopsi yapılan hastanın histopatolojik teşhisi granüler hücreli astrositom olarak bildirildi. Bu makalede vaka sunulmuş, literatür ile beraber tartışılmıştır.
Granular cell astrocytoma is a rare morphologic variant of astrocytomas, characterized by a prominent component of plump granular tumor cells. A 77-year-old man presented with 2 weeks history of hemiparesia. Neurological examination revealed left hemiparesis and hemihypoesthesia. A magnetic resonance imaging study revealed a heterogeneously enhanced mass rigth fronto-parietal region. The patient underwent stereotactic biopsy. Histopathological diagnosis was granolar cell astrocytoma. In this report, we discuss a granular cell astrocytoma case with a review of the relevant literature.

10.
Üst servikal omurilik bölgesinde gözlenen kum saati şeklinde nörofibroma: Olgu sunumu
Dumbbell-shaped neurofibroma of the upper cervical spine: A case report
Feyzi Birol Sarıca, Kadir Tufan, Melih Cekinmez, Bulent Erdogan, Orhan Sen
Sayfalar 190 - 194
Spinal nörofibromlar spinal tümörlerin önemli bir kısmını oluşturur. Sporadik yada Nörofibromatozis tip-1 (NF1, von Recklinghausen hastalığı) ile birlikte görülür. Nörofibroma’nın "Dummbell tümör" şeklinde gelişim göstermesi oldukça sık görülen bir durumdur. Paraspinal nörofibroma olgularında myelopati veya motor defisit geliştiği durumlarda cerrahi endikasyon doğar. Cerrahide amaç tümörün total çıkarımıdır. Ancak seçilmiş vakalarda, vertabral arter yaralanması gibi ağır komplikasyonlardan kaçınmak amacıyla, yeterli spinal kord dekompresyonu sağlayacak şekilde parsiyel çıkarım seçilebilir. Bu makalede, C1 düzeyinde vertabral arter ile yakın ilişkide olan, boyun ve omuz ağrısı ile prezente olan dummbbell nörofibroma olgusu sunulmuştur. Secilebilecek cerrahi girişim şekilleri tartışılmıştır.
Spinal neurofibromas are the most prevalent group of spinal tumors. They occur sporadically or in association with Neurofibromatosis type-1 (NF1, von Recklinghausen disease). A neurofibroma’s developing a "dumbbell tumor" is a situation which is quite often seen. Surgical intervention is indicated when myelopathy and motor deficits develop in the case of paraspinal neurofibromas. The goal of surgery is total removal of the tumor. However, in selected cases partial removal of the tumor with adequate spinal cord decompression can be preferred to prevent severe complications such as vertebral artery injury. In this manuscript, we presented a case of neurofibroma with neck and shoulder pain and dumbbell tumor formation at the level of C1 that was in close relation with the vertebral artery. Possible surgical interventions are discussed.

11.
Persistan Mediyan Arter: Olgu sunumu ve literatürün gözden geçirilmesi
Persistent median artery: Case Report and Review of the Literature
Yasin Arifoğlu, Özdemir Sevinç, Çağatay Barut, Merih İş, Murat Dıramalı
Sayfalar 195 - 198
Persistan mediyan arter, radiyal veya ulnar arter yaralanmalarında eli besleyebilir, vücudun başka herhangi bir yerinde greft arteri olarak kullanılabilir. Ayrıca mediyan sinire bası yaparak karpal tünel sendromu semptomlarına neden olabilir. Ellibeş yaşındaki erkek kadavranın rutin kadavra diseksiyonu sırasında sağ üst ekstremitede persistan mediyan artere rastladık. Genişlemiş persistan median arter distalde seyrederek fleksör retinakulumun altından geçip median sinir dallarına parelel olarak metakarpal kemiklere dallar vermekteydi. Yüzeyel palmar arkla arasında anastamoz izlenmedi. Persistan mediyan arter yaygın bir varyasyon olmasına rağmen, karpal tünel sendromuna neden olması ve radiyal/ulnar arter yaralanmalarında eli besleyebilen bir alternatif oluşturması nedeniyle önemlidir.
A persistent median artery may supply the hand in radial or ulnar artery injuries, or it may be used as a graft artery elsewhere in the body. It may compress the median nerve and cause symptoms of carpal tunnel syndrome as well. We encountered a persistent median artery in the right upper extremity of a 55-year-old male cadaver during routine dissection. The enlarged persistent median artery ran distally and passed under flexor retinaculum, gave branches to metacarpal bones along with the branches of the median nerve. It showed no anastomosis with the superficial palmar arch. Although it is a common variation, it should be taken into account as it may cause carpal tunnel syndrome and it may be a useful route of blood supply to the hand in radial or ulnar artery injuries.

 
 
 

LookUs & Online Makale